Konuşma: UNIFIL Tezkere

CHP GRUBU ADINA AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’da konuşlanmış bulunan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücünün (UNIFIL) Görev Yönergesi’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2485 sayılı Kararı’na dayanarak uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Ünal Çeviköz’ün UNIFIL Tezkeresi TBMM Konuşması


   

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan, iki ay önce 199 kişinin ölümüyle sonuçlanan korkunç bir trajediye sahne oldu. Buradan Beyrut ve Lübnan halkıyla dayanışmamızı bir kez daha iletiyor, bu vahim olayın sorumlularının açığa çıkmasını ve ülkenin bir an önce yaralarını sarmasını diliyoruz. Ben de biraz önce konuşan hatip gibi, Feyruz’a atıfta bulunmak istiyorum. Feyruz’un dediği gibi “Ey Beyrut! El üstünde tutulacaksın şehirsin sen.” Doğu Akdeniz’in bu güzel ve kadim şehri yine ayağa kalkacak ve parlak tarihiyle kültürünü canlandıracaktır.
    

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konumuz, Lübnan’a gönderilecek UNIFIL’e yani düşmanlıkların son ermesini izleyen, insani yardımın sivillere ulaşmasını ve yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü dönüşlerine yardımcı olmayı hedefleyen bir barış gücüne vereceğimiz desteği yenilemek. Bu vesileyle, haritanın üzerinde parmağımızı biraz gezdirip yakın coğrafyamıza doğru bakalım dedim. Yaz ayları boyunca Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimi ve Doğu Akdeniz politikamızı konuştuk. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak Doğu Akdeniz hakkında görüşlerimizi kamuoyuyla paylaştık ve ilgili gördüğümüz alanlarda soru önergelerimizi de verdik. Endişelerimizi kamuoyuyla paylaştık ve paylaşmaya da devam edeceğiz çünkü görüyoruz ki üst üste dış politika hataları yapılmaya devam ediliyor. Yıllardır Doğu Akdeniz’de bizim katılmadığımız, katılamadığımız ve hatta davet dahi edilmediğimiz toplantılar yapılıyor. Örneğin, MED7 denilen bir grubun üyeleri olan Fransa, İtalya, Malta, Portekiz, İspanya, Yunanistan ve Kıbrıs adına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi geçtiğimiz Doğu Akdeniz krizini konuşmak için bir araya geldiler.10 Eylül 2020’de gerçekleştirilen bu toplantı bu grubun yedinci toplantısıydı. Bu toplantıda Türkiye konuşuldu ve Türkiye’nin kendini anlatma şansı dahi olamadı. Neden mi? Tabii ki Türkiye’nin bir dönem çok övündüğü o değerli yalnızlıktan dolayı.


    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarını korumasının önüne kimse geçemez. Yalnız, bugün Doğu Akdeniz’de bizi sıkıştıran mevcut durumun nedenlerinin dikkatle incelenmesi ve çok iyi irdelenmesi gerekir. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin Mısır’la olan ilişkilerinin mutlaka düzeltilmesi gereğini defalarca dile getirdik. Ayrıca, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının değerlendirilmesi ve deniz yetki alanlarıyla ilgili hukuk zemininde gerekli adımların atılması için Mısır’ın bölgede en önemli aktörlerden ve muhataplardan biri olduğunu da defalarca vurguladık. Hidrokarbon kaynaklarının değerlendirilmesi için oluşturulan Doğu Akdeniz Gaz Forumunun bölgenin 7 ülkesini bir araya getirdiğini ancak bu gruba Türkiye’nin dahil edilmemesinin haksız ve adil olmayan bir davranış olarak gördüğümüzü anlattık, bu davranışı eleştirdik, iktidarın da gerekli önlemleri alması için çağrı yaptık ancak sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır. 


    Sayın milletvekilleri, bölgemizde Türkiye’nin içinde yer almadığı çözüm arayışlarının nafile çabalar olduğu bir gerçektir ancak bu nafile çabalara karşı mücadele etmenin de bir usulü, bir adabı vardır. Avrupa Birliği yaptırımlar uygulayacak korkusuyla sınır kapılarına göçmenleri ve mültecileri göndermek gibi şantaj anlamına gelebilecek politikalarla bir sonuç alamazsınız. Sizce sınırlarımız sadece Covid-19 nedeniyle mi kapalı? İpsala’daki sınır köprüsünden neden insanlar artık yürüyerek geçemiyor sizce? Köprü geçişlerinde virüs bulaşır diye mi? Yunanistan İpsala’yı kapattı. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yle olan sınırları işte bu tür şantaj ve tehditler nedeniyle kapatılıyor.


    Esasen Türkiye’nin dış politikasında yaşanan en önemli sorun liyakatin gözetilmemesi, Dışişleri Bakanlığı kadrolarının âdeta neredeyse tümüyle devre dışı bırakılmış olmasıdır.


    Öncelikle, Mısır ile ilişkilerimizin yeniden gerektiği ve hak ettiği seviyeye çıkarılması ve bölgenin sorunlarına Mısır ile birlikte çözüm arayışları için adımlar atılması gerekir. Böyle bir gelişme bizi sadece memnun edecektir ancak şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim, dış politika istihbarat örgütleri eliyle yürütülemez, Türkiye Cumhuriyeti bir muhaberat devleti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin dış politikasının ülkemizin uluslararası toplumda itibarını yeniden kazanmasına yol açacak ve liyakatli kadrolar tarafından hak ve menfaatlerimizi kollayacak şekilde yürütülmesi amacıyla bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da girişim ve çabalarımızı sürdürecek, iktidarın eksiklik ve hatalarını vurgulamaya devam edeceğiz. 


    Bu eksiklik ve hatalarından birini burada gündeme getirmek isterim: Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, 14 Temmuz 2020 tarihinde düzenlediği basın toplantısında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın Berlin’e giderek 13 Temmuz 2020 tarihinde Alman ve Yunan yetkililerle üçlü toplantıya katıldığını ifade etti. Söz konusu görüşmeye Almanya adına Başbakan Merkel’in Dış Politika Danışmanı Jan Hecker’in, Yunanistan’ı temsilen Başbakan Miçotakis’in Diploması Danışmanı Eleni Sourani’nin katıldığı kamuoyuna yansıdı. Yine, kamuoyuna yansıyan ifadelerde, toplantıda Ankara ile Atina arasında 2016 yılında kesilen istikşafi görüşmelerin yeniden başlaması için ön görüşmeler yürütülmesi teklifinin gündeme geldiği, bunun için Türkiye’nin Yunanistan üzerinden Avrupa Birliğine sığınmacı akınıyla mücadeleyi artırması ve Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarını durdurması ön koşulunun getirildiği belirtildi. 

 Danışmanlar toplantısından sonuç alınamaması üzerine Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ricasıyla -tırnak içinde söylüyorum- Oruç Reis’in bölgeye gönderilmesi ertelendi. 6 Ağustosta Mısır ve Yunanistan arasında Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nın imzalanmasının ardından yeni bir NAVTEX ilan edildi. Bu süreçte uluslararası kurumlardan Türkiye’nin dış politika alanında yalnız kaldığını gösteren açıklamalar ardı ardına geldi. 13 Eylül 2020 tarihine gelindiğinde ise Oruç Reis, Antalya açıklarına dönerek limana demirledi. Şimdi sormak isterim: Bir, 13 Temmuzda Berlin’de yapılan görüşmenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleştiği göz önünde bulundurulacak olursa söz konusu görüşme hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarına ve Dışişleri Komisyonuna bilgi verilmemesinin gerekçesi nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisi neden dış politika konularında devre dışı bırakılıyor? İki, Türkiye’nin dış politikası açısından önemli bir konunun görüşülmesi maksadıyla yapılan görüşmenin dış politikanın kurumsal açıdan en yetkili görevlisi olan Dışişleri Bakanı yerine bir danışman tarafından yürütülmesinin Dışişleri Bakanlığının dış politikada karar alma mekanizmasından uzaklaştırıldığı anlamına gelmediğini nasıl savunabilirsiniz? Üç, 13 Temmuzda gerçekleştirilen görüşmede Yunanistan’ın kamuoyuna yansıyan isteklerinden en önemlisi olan Oruç Reis’in geri çekilmesi 13 Eylül tarihinde yerine getirilmiştir. Bu durumun Yunanistan’ın isteğinin gerçekleşerek dış politikada taviz verildiği anlamına gelmediğini nasıl açıklayabilirsiniz? 


    Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Lübnan Doğu Akdeniz’in önemli ve Türkiye’yle yakınlığı olan ülkelerinden biridir, belki de biriydi demek daha doğru olur. Zira, son on sekiz yıldır bölgede izlenen dış politika Türkiye’ye yakın olduğunu düşündüğümüz bir çok ülkeyi olduğu gibi Lübnan’ı da ülkemizden uzaklaştırdı. Bugün, Türkiye Doğu Akdeniz’de sürekli olarak sorunlarla karşılaşmakta, sorunlarla mücadele etmektedir. Ancak bu sorunlarla karşı karşıya kalmamızın sebeplerini ararken nerede, nasıl hatalar yapıldığını göz ardı etmememiz gerekir. Doğu Akdeniz’de ilk Hidrokarbon yataklarının keşfedilmesinin 2000’li yılların başı olduğu söylenmektedir. O tarihlerden itibaren safha safha Doğu Akdeniz’in yeni bir enerji havzası hâline geleceğinin görülmüş olması gerekirdi. Bugün Doğu Akdeniz’de beliren sorunların özünde de bölgede enerji kaynaklarına ulaşma mücadelesi olduğunu görmemek mümkün değil. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ilk hidrokarbon yatağı keşfini 2011 yılında açıklamıştır. Ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi daha 2003 yılında üstelik henüz Avrupa Birliğine tam üye olarak dahi kabul edilmeden önce Mısır’dan başlayarak bölgedeki ülkelerle deniz yetki alanlarını sınırlandırılması anlaşmaları imzalamıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 2004 yılında Avrupa Birliğine tam üye olmasıyla birlikte de Doğu Akdeniz’de ülkemizin aleyhine olan gelişmeler hız kazanmıştır. 


    Son yıllarda ülkemiz adına izlenen dış politikanın tek boyutlu ve dar görüşlü bir dış politika çizgisi olduğunun altının özellikle çizmek isterim. Herhangi bir konuda atılan adım ya da alınan kararın başka konulara nasıl etki edeceğini dikkate almayan, bütüncül bir bakış açısıyla dış politika uygulaması yapılmayan bir dönemden geçiyoruz. Mısır ile 2013 yılından itibaren seviyesi düşürülen diplomatik ilişkiler; işte bu tek boyutlu, bütüncüllük içermeyen ve iç politik hesaplarla şekillendirilmiş adımlardan biridir. Ne İsrail ile ne Mısır ile ileri boyutta bir enerji işbirliği olanağı olabileceği dikkate alında. Oysa Mısır o tarihlerde Zohr Havzasında doğalgaz yataklarını keşfetmişti. Bizim ise Mısır’la deniz yetki alanlarındaki görüşmeleri 2007 yılında kestiğimizi burada özellikle ve üzülerek hatırlatmak isterim. Ne yapılması gerekirdi biliyor musunuz? Bir yandan Kıbrıs sorunun çözümü için çalışırken bir yandan da Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin hamlelerini yakın takibe almak, Kıbrıs’ı çevrelemek için Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır ile deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusunda yakın bir işbirliği geliştirmek gerekirdi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bugün konumuz olan Lübnan ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını 2007 yılında imzalamıştır. Bizim ise hâlâ Lübnan ile böyle bir anlaşmamız yoktur. Sık sık görüyorum, daha önce konuşan bir hatipte dile getirdi, kamuoyunda neden Fransa Türkiye’nin aleyhinde bir tavır alıyor, neden bizim politikalarımıza karşı çıkıyor diye sorular soruluyor. Sadece Fransa mı? Rusya’ya ne demeli, Amerika Birleşik Devletleri’ne ne demeli? Neden bugün Suriye’de, Libya’da bu ülkelerle sözde birlikte hareket ettiğimiz görüntüsü ve kisvesi altında karşı karşıya geliyoruz. Bu soruyu soran, mantıklı bir yanıt bulamadığını düşünen bu yüce Meclisin çatısı altında görev yapan değerli milletvekillerimiz de olabilir. 


    Tarihimizi hatırlayalım değerli milletvekilleri. Bir zamanlar Akdeniz’in en önde gelen gücüydük, bugün ise Doğu Akdeniz’in en önemli aktörü olarak tüm sorunların çözümünde katkımızın olması gerekirken kendi yarattığımız boşluğun kurbanı olduk. Yarattığımız boşluğu doldurmak için herkes birbiriyle yarışıyor; bir yandan Fransa, bir yandan Rusya, bir yandan Amerika Birleşik Devletleri, hatta Körfez ülkeleri dahi bu yarışın içindeler. Doğu Akdeniz dengelerinde önemli aktörler vardır Suriye, İsrail, Mısır gibi. Bu ülkeler Türkiye’nin hangi konuda nasıl davranacağını kollarlar, Türkiye’nin atacağı adımlara göre pozisyon almaya gayret ederlerdi. Şimdi soruyorum: Türkiye’nin İsrail’de büyükelçisi var mı? Türkiye’nin Mısır’da büyükelçisi var mı? Türkiye Suriye’nin içinden geçtiği talihsiz iç kavgaların çözümü için herhangi yapıcı bir katkı yapmaya muktedir mi, ya Libya’da? Değiliz değerli milletvekilleri, değiliz. Değiliz çünkü taraf tutuyoruz, “Bitaraf olan bertaraf olur.” anlayışıyla sonunda taraf tutarak kendi kendimizi bertaraf ettik. Düşünün bir kere, çok değil daha on-on beş yıl kadar önce, Türkiye, Gazze şeridinde çözüm sağlayıcı, İsrail ile Filistin arasında görüşmelerin yapılabilmesi için kolaylaştırıcı bir aktör olarak herkesin saygısını kazanmış bir konumdaydı. Hatırlıyorum, 2008 yılında İstanbul’da bir otelde İsrail, bir otelde Suriye heyetleri bekliyor, Türkiye bu 2 heyet arasında görüşmeleri kolaylaştırıcı bir rol oynuyordu. Bugün ayağımızın altındaki halılar kaydı gitti, ara bulucu, kolaylaştırıcı ülke konumundan ara bozucu, zorlaştırıcı ülke konumuna geçiverdik. Bu, gurur duyulacak bir dış politika tablosu değildir, hicap duyulacak bir tablodur. Türkiye’nin yarattığı boşluğun sadece Türkiye aleyhine gelişmelere yol açtığını söylersek gerçeğin sadece bir kısmını anlatmış oluruz. Filistin davası da Türkiye’nin bölgede yarattığı boşluk nedeniyle başka hamlelerle doldurulmaya çalışılıyor. Bakınız, İsrail, önce Birleşik Arap Emirlikleriyle, ardından şimdi Bahreyn’le ilişkilerini normalleştirme adımları atıyor, ardından bu 2 ülkeyi başka Arap ülkelerinin izleyecekleri de söyleniyor oysa Filistin davasının çözümü için Türkiye’nin hem Filistin devletiyle hem İsrail’le ilişkilerini normal düzeyde sürdürmesi hâlinde sorunun çözümüne en önemli katkıyı yapacak olan aktör yine Türkiye olacaktı. Libya’da tarihi rolümüzün olduğu söyleniyor, bununla da her hâlde iftihar ediliyor ancak bugün Libya’nın içinde bulunduğu durum bir iftihar vesilesi olmaktan çok uzaktır. Suriye gibi Libya da artık bölünmüş bir ülkedir. Bunda da maalesef Türkiye’nin dış politikasında izlenen tarafgir politikaların önemli rolü olmuştur. 


    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğu Akdeniz’de en büyük gerginlik yaratan konulardan biri de Yunanistan’ın Türkiye’nin içinde bulunduğu yalnız ve izole dış politikadan faydalanarak maksimalist politikalarını dayatmak istemesi olmuştur. Şunun iyi anlaşılması gerekir; biz Yunanistan’la aramızdaki sorunların görüşmeler, müzakereler ve diyalogla çözülmesinden yanayız ve bunda da ısrarlıyız. Bunun dışında başka hiçbir yöntemi de doğru bulmayız. 


    Dış politikada atılan hatalı adımlar Türkiye’nin sadece yalnızlaşmasına yol açmakla kalmıyor aynı zamanda uluslararası itibarımızı da zayıflatıyor, yıpratıyor. Sürekli yüksek perdeden yapılan, tehdit içeren konuşmalar; “Asla taviz vermeyiz, geri adım atmayız.” şeklindeki söylemler el yükseltme anlamına gelir. Bunu yaparsanız ardından gelen her yumuşama adımı geri adım olarak algılanır. Bu ne demektir? Sakın yanlış anlaşılmasın, taviz vermeyin diyoruz ama taviz vermeyin derken savaş tamtamları çalın da demiyoruz. Dediğimiz şudur: Türkiye hariciyesiyle, diplomasisiyle, diplomatik üslup ve yetenekleriyle uluslararası camiada parmakla gösterilen örnek ülkelerden biriydi. Bu özelliğimiz 2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi olmayan üyeleri arasında ezici bir oy çokluğuyla seçilmemize yol açmıştı. Bugün Türkiye, sorunları kuvvet kullanma yoluyla çözen ülkeler arasında örnek gösteriliyor. Yapılması gereken Türkiye’nin hariciyesini ve diplomasisini yeniden ihya etmek, Türkiye’ye yeniden saygınlığını kazandırmaktır.
   

 Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Doğu Akdeniz konusunda atılan adımlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye kamuoyu hariç, uluslararası kamuoyunun ve yabancı ülkelerin detaylara vâkıf olduğu görülmektedir. Sizce yürütülen bu süreç ulusal bir dış politika izlediğimiz anlamına geliyor mu? Doğu Akdeniz konusunda, iktidar, ön koşulsuz müzakereyi savunduğunu iddia etmektedir fakat kamuoyuna yansıyan gelişmelerde, Türkiye’nin ön koşulları kabul ettiği görülmektedir. Biz böyle bir dış politika anlayışını benimsemiyoruz; biz, dik duran, saygın, saygın olduğu kadar uluslararası toplumun da hayranlık duyduğu örnek bir dış politika istiyoruz. Türkiye’ye yakışan da budur. Bugün bu tezkereye destek veriyorsak Lübnan’ı şimdiye kadar ihmal eden politikaların değişmesine bir vesile oluşturmak ümidiyle böyle bir tavır takınıyoruz. Umarız, bugüne kadar yapılan hatalar bundan sonra düzeltilir ve Lübnan’la olan ilişkilerimiz de en kısa zamanda düzelir. 


    Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
    

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s