CHP AKPM Grubu Açıklaması

AKPM toplantısında “Türkiye’deki muhalefet politikacılarının kötüleşen durumu” başlıklı bir karar tasarısı görüşülmüş ve oylanmıştır. Karar tasarısının yayımlanması ile birlikte metinde “muhalefet politikacıları” olarak anılan isimlerin Türkiye’deki gerçek durumu yansıtmayan eksikliklerle dolu olduğu görülmüştür. Bu durum raporun görüşüldüğü izleme komitesindeki temsilcimiz tarafından dile getirilmiş, eski milletvekilimiz Eren Erdem’in durumuna, ayrıca Türkiye’de muhalefete yapılan baskıların sivil toplum mensuplarına da yaygınlaştırıldığına, örneğin Osman Kavala, Metin Akpınar, Müjdat Gezen gibi isimlerin durumuna, CHP Genel Başkanı ve milletvekillerine açılan ölçüsüz tazminat davalarına dikkat çekilmiştir. 

Bu görüşlerimizin hiç biri metne yansıtılmamış, karar tasarısı toplumsal muhalefetin partiler dışı dinamiklerini tamamen görmezden gelen, muhalefete yapılan baskıyı da neredeyse sadece Öcalan’ın cezaevi koşullarına dayandıran, bir siyasi partinin politik perspektifini muhalefetin diğer tüm bileşenlerini yok sayarak kağıda döken bir metin halinde konseyin oyuna sunulmuştur. Son olarak rapor, Türkiye’nin Demirtaş ile ilgili AİHM kararını uygulamaması halinde Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğinin geleceğini Bakanlar Komitesi’nde tartışmaya açacak kadar ileri giden bir hal almıştır. 

İktidar AİHM kararlarının uygulanması yükümlülüğümüzü hiçe sayan tutumunu sürdürmeye niyetli olduğunu göstermiştir.

CHP ise, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliğini önemsemekte ve bu üyeliğin Türkiye’nin yeniden demokratik özgürlüklere kavuşması için mutlaka sürdürülmesi gerektiğini düşünmektedir. Ülkemizin üyeliğini sorgulayan bu karar tasarısını bu yönüyle kabul etmediğimizin mutlaka gösterilmesi ve bu yaklaşımın reddedilmesi karar tasarısına olumsuz oy vermemizdeki yukarıda dile getirilen eksikliklerle birlikte en önemli saikleri oluşturmuştur.

CHP’DEN SURİYE SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK YOL HARİTASI

Basın açıklamasının video linki için tıklayınız.

1. Türkiye, Suriye yönetimi ile en kısa zamanda temas kurmalı, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine verdiği desteği ve duyduğu saygıyı açıkça belirtmelidir. Şam yönetimi ile ABD dahil herkes görüşürken, Suriye’nin en önemli komşusu olan Türkiye’nin bunu yapmamasının ulusal çıkarlarımız açısından makul ve geçerli hiçbir nedeni yoktur. İleride koşullar değiştiğinde yine aynı coğrafyada komşu olarak yaşamaya devam edeceğimiz Suriye ile hasım değil dost olarak kalmak ülkemizin güvenliği ve bölgemizin istikrarı için kritik önemdedir.

2. Suriye toprakları üzerinde bir güvenli bölge oluşturulması tartışmalarına taraf olunmamalıdır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına veya Suriye devletinin davetine dayanmaksızın kurulacak bir güvenli bölge hukuki temelden yoksun olacaktır. Uluslararası hukuka uygun olmayan, dolayısıyla meşru olmayan böyle bir durumda, söz konusu bölgede yaşanacak her türlü ihlal ve suçlardan bu bölgede silahlı unsurlar bulunduran ülkeler sorumlu tutulacaktır. Ayrıca, böyle bir bölgenin kurulması, ülkede devam eden çatışmaları uzatacak ve Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını zorlaştıracaktır.

3. Esasen, Suriye’de bir güvenli bölge oluşturulmasına gerek de yoktur. Suriye toprakları üzerinde güvenliğin sağlanması Suriye yönetiminin sorumluluğunda olmalıdır. Suriye ordusu söz konusu bölgede kontrolü sağladığında o topraklar zaten güvenli hale gelecektir. Türkiye’nin düşünmesi ve planlaması gereken Suriye topraklarında daha çok askeri varlık oluşturmak değil Suriye’den güvenli bir çıkış stratejisi geliştirmek olmalıdır.

4. Türkiye, Suriye Kürtleri ile Şam yönetimi arasındaki diyaloğu desteklemeli ve Suriye’de yeni anayasa yapım sürecine yapıcı katkı vermelidir. Suriye’nin iç barışının sağlanması ertesinde, Kürtlerin Suriye’nin bir unsuru olarak Suriye yönetimiyle uyum içinde yaşamlarını sürdürmeleri ülkenin birlik, bütünlük ve huzuru bakımından şarttır. Suriye halkının bütün unsurlarıyla huzurlu olması, Türkiye’nin Kürt sorunu açısından da olumlu yansıma sağlayacaktır. Sadece Suriye’de değil, bölgemizdeki tüm Kürtlere güven telkin etmek en önce ve en çok Türkiye’nin görevi olmalıdır.

5. Türkiye, Astana ve Soçi süreçleri doğrultusunda İdlib’te üstlenmiş olduğu görevin en kısa zamanda gerçekleşmesi için Rusya, İran ve Suriye yönetimleriyle işbirliği içinde çalışmalarını hızlandırmalıdır. Bu konuda giderek artan eleştiriler, Türkiye’nin bu görevi yerine getirme bakımından henüz yeterince güven veremediğini göstermektedir. Türkiye, Şam yönetiminin İdlib’teki cihatçı örgütlere karşı sessiz kalmayacağı gerçeğine uygun bir siyaset geliştirmelidir. Suriye tarafından İdlib’e yönelik bir askeri müdahale ihtimali giderek artmaktadır. Böyle bir gelişme, bir yandan Türkiye’ye karşı yeni bir göç dalgasını tetikleyebilecek, bir yandan da terörist unsurların Türkiye’ye sızma riskini artıracaktır. Bu tehlike ve riskleri önlemenin de yolu yine Şam yönetimi ile diyalog kurulmasından geçmektedir.

6. Tüm bu hususlar, 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı ve bu mutabakatı geliştirmek ve yenilemek için 2010 yılının sonunda Türkiye ile Suriye Dışişleri Bakanları tarafından imzalanan Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması’nın işletilmesi ile mümkün olacaktır. Bu işbirliği sürecinin ruhuna uygun hareket edildiği takdirde, iki ülke arasındaki güven bunalımının da ortadan kalkacağı açıktır.

7. Suriye’den başlamak üzere, bölgemizde artan şekilde hissedilen İran’ın çevrelenmesi politikaları Türkiye’nin taraf olmaması gereken gelişmelerdir. İran’a karşı izlenmekte olan politikalar bölgeyi derin ve kalıcı istikrarsızlığa mahkum edecektir. Suriye gibi İran da Türkiye’nin barış içinde bir arada yaşaması gereken önemli bir komşusudur.

My speech delivered in PACE on Yemen

Thank you Madame la Presidente,
Honourable members of the Assembly,
We had a long and complex session today discussing various issues from Georgia to Armenia, from Russia to Ukraine, as well as Turkey. None of these issues have been irrelevant to our endeavours here in the Council of Europe. Yet, I wonder whether we sometimes get involved into an egocentric effort and fail to pay attention to other geographies around us where there is some serious injustice, violence, unlawfullness and an unmerciful civil war costing tens of thousands of lives, of women, of children. I would like to draw your attention to the human tragedy that the world has relentlessly ignored for the last couple of years, namely the situation in Yemen.
The Yemeni crisis is the new setting of the unfolding paradigm in the Middle East, the confrontation between the Sunni and the Shia, which is becoming the theater of Proxy wars, affecting not only the Yemen but having repercussions for the wider Middle Eastern geography, too. The Middle Eastern geography, honourable members of the Council, is our close neighbourhood and disturbance of order and justice in any country there has implications for the overall European security.
According to an independent monitoring group, approximately 80 thousand people have lost their lives in the Yemeni conflict in the last four years. In contrast, Saudi Arabia, together with its allies, tries to downplay this number and argues that those who have died are only 10 thousand. As members of the Council of Europe, we should consider civil war as a threat to order, harmony, and the basic human right to live, and even one dead person is too many.
Do we know that 22 million people in Yemen, which is around 3 fourths of the country’s whole population are in urgent need of humanitarian assistance and protection? The United Nations has officially admitted that in Yemen, in every 10 minutes, a child under the age of 5 dies and that the reason for their death is entirely preventable. Recent data unveiled by World Food Programme shows that 8,4 million Yemenis do not have any guarantee for their next meal after finishing one and this figure is rising day by day. The coalition led by Saudi Arabia applies a blockade but if the flow of humanitarian assistance stops, World Food Programme urges that the number of people to be affected by famine will be around 14 million. 56% of the population has no access to health facilities, and 55% has no access to clean water. The number of people inflicted by cholera increases by 10 thousand every week.
Regrettably, Yemen tragedy came to the attention of the world only after the scandalous and terrifying assasination of Jamal Ghashoggi in Istanbul in the Saudi Arabian consulate. What a contradiction!!! 
The solution of the conflict in Yemen should be seeked through a peaceful, inclusive, orderly and Yemeni led political transition process that meets the just and legitimate demands and aspirations of the Yemeni people for peaceful change and meaningful political, economic and social reform. It is evident that Yemen is only one of the issues that we have to pay serious attention on our eastern front. But it is the most agonizing and heart breaking human tragedy of our times. I felt it was necessary to draw the attention of the Honourable members of the Council to this tragedy.
Thank you.

#nNotInMyParliament

Parlamentolarda kadın milletvekilleri ve kadın parlamento çalışanlarına karşı her türlü taciz, ayırımcılık ve şiddete karşı olduğumuzu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin bu yılki ilk oturumunda dile getirdik.

 

50849880_276758589686103_7831634609535188992_n

Menbiç hakkında

Menbiç’te 16 Ocak tarihinde düzenlenen ve IŞİD’in üstlendiği terör saldırısında ABD askerlerinin ve sivillerin can kaybına uğramış olmasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. Bölgemizdeki güvenlik tehditlerinin ciddiyetini bir kez daha gösteren bu alçakça terör saldırısını şiddetle kınıyor, yaşamını yitirenler için en derin taziyelerimizi sunuyoruz.

50288822_275102963184999_1074241479020380160_n.jpg

Bu saldırı Suriye’deki ortamın ne kadar karmaşık olduğunu, farklı yöntemlerle saldırılarına devam eden IŞİD’e karşı sürdürülen terörle mücadelenin henüz sona ermediğini, aksine IŞİD’in Türkiye sınırlarının yakınındaki artan etkinliğini göstermektedir.

Suriye’de terörle mücadelede koalisyon ortaklarının ve ilgili tüm aktörlerin aynı kararlılıkla ve eşgüdüm halinde hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır. Zira, Suriye’deki terör tehdidi bölgesel ve küresel ölçekte endişe vericidir. Bu mücadelede, Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı esası içinde davranılması, ortak gündemin Suriye topraklarının terör odaklarından tamamen temizlenmesi olması gerektiği açıktır.

Türkiye, Suriye halkının yeniden huzur ve barış ortamına kavuşabilmesine yardımcı olmak maksadıyla en kısa zamanda Suriye hükümetiyle anlamlı bir diyalog kurmalı, bu mücadelede Suriye’nin yanında olduğunu göstermeli, iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası hukuka aykırı olarak yorumlanabilecek adımlar atmaktan kaçınmalıdır.

 

Gdansk…

Polonya’da Gdansk Belediye Başkanı’ nın ölümüne yol açan menfur saldırıyı şiddetle kınıyor, ailesine ve Gdansk’a başsağlığı diliyorum.

I strongly condemn the heinous attack against the Mayor of Gdansk in Poland and extend my sincere condolences to his family and to Gdansk.

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: