Ünal Çeviköz: “Türkiye’nin güvenliği CHP tarafından önemsenmektedir”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, ” Türkiye’nin güvenliği ile ilgili olan her konu CHP tarafından önemsenmektedir. Fırat’ın doğusu konusu Türkiye’nin güvenliği meselesidir. Bunu elbette kabul ediyoruz. Ancak Fırat’ın doğusu ile ilgili sorunun çözümü için alternatifler olduğunu ve bu alternatiflerin başında da barışçı yaklaşımların ve diyaloğun geldiğini düşünüyoruz.” dedi.

Video için tıklayınız.
Çeviköz, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Suriye ve bölgedeki gelişmelere değindi.
Rusya Savunma Bakanlığının, İdlib bölgesinde rejimin ilan ettiği ateşkes çerçevesindeki açıklamalarını hatırlatan, Çeviköz, Rusya adına bu açıklamayı Hmeymim üssü komutanı General Aleksey Bakin’in yaptığını söyledi.
Bakin’in “Suriye lideri Beşar Esad, Astana süreci görüşmelerine destek olarak, 2 Ağustos saat 00.00 itibarıyla İdlib bölgesinde ateşkes ilan etmiştir. Suriye yönetiminin attığı bu adım karşılığında biz de Türkiye’den Soçi mutabakatını yerine getirerek, 24 saat içerisinde İdlib bölgesi cephe hattındaki militanların silahlarıyla birlikte geri çekilmelerini sağlamasını bekliyoruz.” dediğini belirten Çeviköz, şöyle devam etti:
“Ardından Suriye ordusu, militanların alınan ateşkes kararına uymaması ve Ankara’nın Soçi Mutabakatı ile kendi üstüne aldığı yükümlülükleri yerine getirmemesi nedeniyle İdlib’deki terörist gruplara karşı operasyonlara yeniden başlayacağını açıklamıştır. Astana süreci sonunda varılan çatışmasızlık bölgesi kurulması kararından bir yıl sonra 17 Eylül 2018 tarihinde, Soçi’de yapılan zirvede varılan ve İdlib ile ilgili olan kararda Türkiye’nin vermiş olduğu taahhütler nedeniyle yanlış Suriye politikamızın faturası giderek kabarmaktadır. CHP olarak Türkiye’nin bu noktada özellikle bu sorunun çözümü için mutlaka bir adım atması gerektiğini düşünüyoruz. İdlib’in silahsızlandırılması konusu, Ekim 2018’den bu yana belirsizliğini korumaktadır. Astana ve Soçi zirvelerinde alınan kararlar yerine getirilmemiştir.”
İdlib’te herhangi bir çatışmanın BM verilerine göre 3 milyonun üzerinde sığınmacının Türkiye’ye akın etmesine yol açacağına dikkati çeken Çeviköz, Suriyeli sığınmacılar konusunun da son zamanlarda Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri olduğunu dile getirdi.
Suriye iç savaşı nedeniyle Türkiye’nin tarihinin en kapsamlı göç hareketi ile karşı karşıya kaldığını vurgulayan Çeviköz, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün son verilerine göre, Türkiye’deki Suriyeli sayısının 3 milyon 639 bin 284’e ulaştığını aktardı.
Çeviköz, mültecilerin kayıtlı oldukları illerin dışında da yaşadıklarına işaret ederek, küçük bir il olan Yalova’da bile nüfusun yüzde 12’sini Suriyeli sığınmacıların oluşturduğunu anlattı.
Bunun son derece ciddi bir durum olduğunu ifade eden Çeviköz, “CHP olarak bu konunun üzerinde durulması gerektiğine inanıyoruz ve bu maksatla da önümüzdeki haftalarda Uluslararası Suriye Çalıştayı adı altında bir çalıştay düzenlemeye karar verdik. Hazırlıklarına hızla devam ediyoruz. Bu çalıştayda Suriyeli mülteciler sorununu, 8 yılın bilançosunu, bir durum tespiti yapmayı, Suriyeli sığınmacıların yaşadıkları temel sorunları irdelemeyi ve ekonomik kriz içinde ülkemizde ortaya çıkan istihdam sorunu çerçevesinde de bütün bunların hepsini ele alarak belli çözüm önerileri getirmeye çalışacağız.” diye konuştu.
Çeviköz, çalıştaya bazı uluslararası katılımcıların da davet edileceğini bildirdi.
Fırat’ın doğusuna operasyon
Fırat’ın doğusuna yönelik olası operasyonla ilgili gelişmelere de değinen Ünal Çeviköz, ABD ve Türkiye arasında bu konudaki müzakerelerin sürdüğünü hatırlattı.
ABD heyetinin yeni tekliflerle dün yeniden Ankara’ya geldiğini anımsatan Çeviköz, “Bu görüşmeleri önemsiyoruz ve bu görüşmelerden mutlaka bir sonuç alınması gerektiği düşüncesindeyiz. Sonuç alınana kadar da diyaloğun, görüşmelerin ve sonuç almaya yönelik bu müzakereleri sürdürmenin önemini özellikle vurguluyorum.” dedi.
Açıklamalarının ardından soruları yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Çeviköz, CHP’nin Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyona nasıl baktığına yönelik soru üzerine, “Türkiye’nin güvenliği ile ilgili olan her konu, CHP tarafından önemsenmektedir. Fırat’ın doğusu konusu Türkiye’nin güvenliği meselesidir. Bunu elbette kabul ediyoruz. Ancak Fırat’ın doğusu ile ilgili sorunun çözümü için alternatifler olduğunu ve bu alternatiflerin başında da barışçı yaklaşımların ve diyaloğun geldiğini düşünüyoruz.” yanıtını verdi.
Ankara’da devam eden Büyükelçiler Konferansı’nı nasıl değerlendirdiği sorulan Çeviköz, konferansın temasının, “Masada ve sahada güçlü diplomasi” olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:
“Biz, Türkiye’nin dış politikasında son zamanlarda ne masada ne sahada güçlü bir diplomasi görüyoruz. Sadece gördüğümüz hem masada hem sahada savaş çığlıklarıdır. Eğer bir sorunun çözülmesini istiyorsanız ve bu sorunun çözülmesi için 200 kişiyi toplayıp Büyükelçiler Konferansı’nda, masada ve sahada güçlü diplomasi temasıyla bir konferans düzenliyorsanız, o zaman eylemde de pratikte de güçlü diplomasi üzerinde çalışmanız gerekir. CHP’nin, sorunların çözümüne yaklaşımı daima barışçıdır. Atatürk’ten ilham aldığımızı özellikle vurgulamak isterim.”
“Komşu ülkelerden konuşmacılar davet etmek istiyoruz”
Çeviköz, düzenlenecek Suriye Çalıştayı’na mevcut Suriye yönetiminin davet edilip edilmediğine yönelik soru üzerine de “Çalıştaya bazı uluslararası kuruluşlardan ve komşu ülkelerden konuşmacılar davet etmek istiyoruz. Bununla ilgili çalışmalara başladık. Bu konuyla ilgili gerek uluslararası kuruluşlardan gerek civarımızdaki ülkelerden konuşmacılar bulunması için gayret gösteriyoruz. Aksi takdirde çalıştayın adı uluslararası bir çalıştay olmaz.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin Çin ve Rusya açılımı diye ifade edilen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soru üzerine de Çeviköz, Türkiye’nin dış politikasında dönem dönem çeşitli açılımlar olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:
“10 sene önce bir Afrika açılımı başlamıştı, bunun hemen arkasından yine bir Asya açılımı başlatılmıştı. Nitekim bu defa dile getirilen ‘Yeniden Asya’ şeklinde bir ifadedir. Demek ki daha önceki Asya açılımı yeterince başarılı olamamış ki yeniden bir açılıma ihtiyaç duyulmuş. Türkiye’nin elbette birçok boyutlu dış politikası vardır. Bu çok boyutlu politika Türkiye gibi bir ülkenin her coğrafyayla ilgilenmesini gerektirir. Onun için Asya, Afrika, Latin Amerika açılımı gibi açılımlar elbette Türkiye için önemli açılımlardır.”143338

Ünal Çeviköz: “CHP cares about Turkey’s security”

CHP Deputy Chair Ünal Çeviköz said “CHP cares deeply about any issue related to Turkey’s security. The east of the Euphrates is an important matter for the security of Turkey. We of course accept that. However, we are of the opinion that alternatives exist for the solution of the problem regarding the east of the Euphrates and a peaceful approach and dialogue feature at the top of the list of alternatives.”

143338In the press conference held at the party headquarters, Çeviköz touched upon recent developments in Syria and the wider region.

Reminding the announcement by the Russian Ministry of Defence regarding the ceasefire declared by the regime in Idlib, Çeviköz stated that General Alexey Bakin, commander of the Khemeimim base made this announcement for Russia.

Çeviköz, stating that Bakin said “Syrian leader Bashar al-Assad, in support of the Astana process meetings, declared a ceasefire in Idlib from 2 August midnight. In response to the Syrian initiative, Turkey is expected to implement in 24 hours the provisions of the Sochi agreements and ensure the withdrawal of militants and weapons from the frontline in Idlib”, continued:

“Then, the Syrian army announced that it would resume operations against terrorist groups in Idlib on grounds that the militants violated the truce and Ankara did not fulfil the requirements it had assumed in the Sochi agreement. The toll exacted by our misguided Syrian policy is becoming more and more aggravated by the commitments made by Turkey in the Idlib agreement struck at the summit in Sochi on 17 September 2018, one year after the agreement to set up a de-escalation zone at the end of the Astana process. As CHP, we believe that at this juncture Turkey must take action in order to solve this problem. The demilitarization of Idlib has remained uncertain since October 2018. Resolutions reached at the Astana and Sochi summits have not been carried into action.”

Stressing that any conflict in Idlib would lead to over three million people flooding into Turkey to seek asylum according to UN data, Çeviköz stated that Syrian refugees has been one of the issues at the top of Turkey’s agenda in recent years.

Emphasizing that Turkey faced the largest migration influx of its history due to the Syrian civil war, Çeviköz said that the number of Syrians in Turkey had reached 3 million 639 thousand 284 according to the latest data of the Directorate General for Migration Management.

He also remarked that refugees lived in provinces other than those they are registered in and that Syrians made up 12 percent of the population even in a small province like Yalova.

Stating how serious the situation had become, Çeviköz said “As CHP, we believe that more attention should be paid to this issue and that is why we have decided to organize an International Syrian Workshop in the coming weeks, the preparations for which are ongoing as I speak. In this workshop, we will talk about the Syrian refugees problem, take stock of the past eight years, examine the current situation, and look into the main problems Syrian refugees are facing, and address all these issues within the context of the employment problem emerging in our country as a result of the economic crisis. We will aim to develop recommendations for solutions.”

Çeviköz stated that international guests would be invited to the workshop.

Operation in the east of the Euphrates

Dwelling on the developments pertaining to a possible operation in the east of the Euphrates, Ünal Çeviköz said that negotiations between the Turkey and the US are ongoing.
Çeviköz stated that a US delegation had come to Ankara the day before with new proposals and added “We pay attention to these discussions and we think a concrete result must be achieved in these discussions. I would like to stress once again the importance of continuing the dialogue, discussions, and negotiations until a concrete result is obtained.”

Taking questions after his statements, CHP Deputy Chair Çeviköz was asked how CHP viewed an operation to the east of the Euphrates. He answered “CHP cares deeply about any issue related to Turkey’s security. The east of the Euphrates is an important matter for the security of Turkey. We of course accept that. However, we are of the opinion that alternatives exist for the solution of the problem regarding the east of the Euphrates and a peaceful approach and dialogue feature at the top of the list of alternatives.”

Asked about his views on the continuing Ambassadors’ Conference in Ankara, Çeviköz said that the theme of the conference was “strong diplomacy at the table and on site” and added:

“Recently, we have not seen a strong diplomacy in Turkish foreign policy either at the table or on site. We can only see warmongering at the table as well as on site. If you would like to solve a problem and if you bring together 200 hundred people at an Ambassadors’ Conference with the theme “strong diplomacy at the table and on site”, then you must work on strong diplomacy in practice and reflect this in your actions as well. CHP has always had a peaceful approach towards the solution of problems. I would like to stress that we take our inspiration from Atatürk.”

“We would like to invite speakers from neighbouring countries”

In response to the question about whether the current Syrian administration had been invited to the Syrian Workshop to be organized, Çeviköz said “We would like to invite speakers from international organizations and neighbouring countries to the workshop. We have started working on this. We are making efforts to find speakers from both international organizations and the countries around us. Otherwise, it would not be an international workshop.”

In answer to the question “How do you view the process called Turkey’s China and Russia initiatives?”, Çeviköz stated that there had been various initiatives from time to time in Turkish foreign policy, and added:

“10 years ago, an African initiative had begun, which was immediately followed by an Asian one. Indeed, this new initiative is called ‘Asia Afresh’. It appears that the previous Asian initiative was not successful enough and a new one was needed. Of course, Turkish foreign policy has several dimensions. This multidimensional policy requires a country like Turkey to take interest in many regions. That is why initiatives related to Asia, Africa, and Latin America, among others, are important for Turkey.”

CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün Türkiye’nin F-35 Projesinden Çıkarılmasına İlişkin Basın Açıklaması

Türkiye’nin F-35 savaş uçağı projesinden, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı gerekçesiyle çıkarılması, Türkiye – ABD ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası yaratmıştır. Ülkemizin F-35 projesinden çıkarılması dolayısıyla uğrayacağı ekonomik ve siyasi kayıpların etkilerini azaltmak için her türlü tedbir alınmalı ve Türkiye – ABD ilişkilerinin karşılıklı saygı temelinde yeniden sağlıklı bir zemine oturtulması sağlanmalıdır.

Türkiye’nin Patriot füzelerinin alımı konusunda zorluk yaşadığı ve bu nedenle seçeneklerinin azaldığı ortadadır. Giderek büyüyen ve bugün ülkemizi çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya bırakan bu sorunun kriz haline gelmeden önce doğru diplomatik adımlarla çözümü mümkündü. Ne yazık ki bu fırsat kaçırılmıştır.

S-400 alımı, ülkemiz ve gelecek kuşaklarımız için öngörülemeyen maliyetler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu tercih, Türkiye’nin Avro-Atlantik camiasındaki saygın konumunu zedeleyebilir. F-35 projesinden dışlanmamız, ekonomi, dış politika ve savunma sanayi alanlarında bize büyük bir bedel ödetebilir. Nitekim, alt yapı ve eğitim konularında yatırım yaptığımız, tedarik zincirinin yaklaşık %7’sinde rol oynadığımız F-35 projesinden çıkarılmanın ülkemize maliyetinin 9 milyar dolar olduğu açıklanmıştır. S-400’ün NATO sistemleri için risk oluşturacağının NATO yetkilileri ve müttefiklerimiz tarafından ifade edilmesi de ülkemizin NATO içindeki konumunu ve NATO üyesi ülkelerle ikili ilişkilerimizi olumsuz etkileyecektir. Daha somut bir ifadeyle, NATO tatbikatlarında ülkemize yönelik daha ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenebilir.

Türkiye’nin S-400 alımı nedeniyle Batı dünyasından uzaklaştığı algısının dünya kamuoyunda giderek yerleşmesi ülkemizin geleceği için olumsuz bir durumdur. Yaşamakta olduğumuz derin ekonomik krizi ve dış politikadaki sıkışmışlığımızı aşmak için dengeli, ölçülü ve ülkemizin kapasitesiyle uyumlu bir siyaset izlemek artık yaşamsal hale gelmiştir.

Press Statement by Ünal Çeviköz, CHP Deputy Chair in charge of Foreign Relations, on the Removal of Turkey from the F-35 Project

The removal of Turkey from the F-35 fighter jet project on grounds that it acquired the S-400 air defence system from Russia has created a new turning point in Turkish – US relations. All necessary measures must be taken to mitigate the economic and political losses our country will incur as a result of its removal from the F-35 project and it must be ensured that Turkish – US relations are once again positioned on a sound ground of mutual respect.

 

It is clear that Turkey had difficulty in obtaining Patriot missiles and therefore saw its options deplete. It was possible to solve this growing problem through diplomacy before it turned into a crisis that has today exposed our country to certain sanctions. Sadly, that opportunity has been missed.

 

The acquisition of the S-400 system has the potential to create unforeseeable costs for our country and our future generations. This preference might harm Turkey’s respectable position in the Euro-Atlantic community. Our exclusion from the F-35 project might exact a heavy toll on our economy, foreign policy, and defence industry. Indeed, it has been announced that our removal from the F-35 project, in which we invested in terms of infrastructure and training and had a 7% share in the supply chain, cost our country 9 billion USD. The fact that NATO officials and allies stated that S-400 would pose risks for NATO systems will also have a negative impact on our country’s position in NATO and on our bilateral relations with NATO member countries. To put it more concretely, a more prudential attitude might be adopted concerning our country in NATO exercises.

 

The perception that Turkey is diverting from the Western world as a result of S-400 acquisition being cemented in the global public opinion is a negative state of affairs for the future of our country. It has now become vital that we pursue a course of politics that is balanced, moderate, and befitting the capacity of our country to overcome the profound economic crisis we are currently experiencing and our foreign policy entrapment.

CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün Erbil’de Dışişleri Personeline Yönelik Gerçekleştirilen Saldırıya İlişkin Basın Açıklaması

Erbil’de Türkiye Başkonsolosluğu çalışanlarının da bulunduğu restorana saldırı düzenlendiğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız. Menfur saldırıda maalesef bir Dışişleri personelimiz hayatını kaybetmiş ve iki personelimiz yaralanmıştır.

Erbil Başkonsolosluğu görevlilerimize yapılan menfur saldırıyı şiddetle kınıyor, şehidimize Allah’tan rahmet diliyor, acılı ailesine ve Dışişleri camiasına sabırlar diliyoruz. Saldırının kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiğinin derhal tespit edilmesi temennisiyle; saldırıda yaralanan çalışanlarımıza acil şifalar diliyoruz.

CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün AB Dış İlişkiler Konseyi’nin Doğu Akdeniz Konusunda Türkiye’ye Uygulayacağı Yaptırımlara İlişkin Basın Açıklaması

Unknown-1.jpegAvrupa Birliği Dış İlişkiler Konseyi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Fatih ve Yavuz gemileriyle yürüttüğü doğalgaz sondaj çalışmaları nedeniyle Türkiye’ye yönelik dört başlıkta yaptırım kararı aldı. Türkiye’nin en önemli ekonomi ve ticaret ortağı olan AB’nin yaptırım kararları ve yaptırımların devam edebileceğine ilişkin tutumu Doğu Akdeniz’deki tansiyonu düşürecek bir yaklaşım değildir. Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ihtilaf çözülmeden ve Ada’da tam anlamıyla bir barış tesis edilmeden Güney Kıbrıs’ı üye olarak kabul etmekle büyük bir hata yapmıştı. Avrupa Birliği’nin ikinci büyük hatası ise Annan Planı’na ‘Evet’ diyen KKTC’ye yönelik izolasyonları kaldırmaması olmuştu. Avrupa Birliği, ne yazık ki, üçüncü büyük hatasını da Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynakları bağlamında yapmaktadır.  Avrupa Birliği’nin Türkiye ve KKTC’yi hiçe sayan yaklaşımını kabul etmiyoruz. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması Kıbrıs Sorununun barışçıl yollarla çözümüne asla yardımcı olmamaktadır.

 

Biz Avrupa Birliği ile mülteciler sorunu ve terörle mücadelede işbirliği içindeyiz ve bu işbirliğinin karşılıklı yarar sağladığını düşünüyoruz. Bazı AB ülkeleri Türkiye’den geçen enerji nakil hatlarından yararlanıyorlar.  AB ile uyumlu ve işbirliği içindeki bir Türkiye bölge barışı ve güvenliği açısından da önemli bir kazançtır. Bütün bu gerçekler ışığında AB’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması haksız ve meşru dayanaklardan yoksun bir davranış olmuştur.  Sayın Dışişleri Bakanı’nın yaptırımları küçümseyen ifadesiyse AKP İktidarının Türkiye – AB ilişkilerine değer vermediğinin yeni bir göstergesini oluşturmaktadır.

Halkımız bilmelidir ki, Avrupa Birliği’nin yaptırım kararı alacak kadar ileriye gidebilmesinin altında, AKP Hükümetlerinin ülkemizi Doğu Akdeniz’de yalnızlaştıran hatalı dış politikaları yatmaktadır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızlaşmasının, manevra yeteneğini kaybetmesinin ve kaba güce saplanmasının sorumlusu AKP’nin izlediği vizyonsuz, ülkemizin kapasitesiyle uyumsuz, maceraperest politikalardır. Bu politikalar yüzünden, Akdeniz’e kıyısı olan Suriye, Mısır ve İsrail’de Türkiye’nin büyükelçisi yoktur.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e yönelik politikalarının da bir yandan KKTC’nin haklarını gözetirken, bir yandan da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlığını ortadan kaldıracak şekilde yürütülmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlaşmasının ve etkisizleşmesinin önüne geçmek için bölge ülkeleriyle ivedilikle diyalog zemini yaratılmalıdır. Bu kapsamda, Kahire, Şam ve Tel Aviv’deki Büyükelçilerimiz ile Kudüs’teki Başkonsolosumuz ivedilikle yeniden görev yerlerine dönmelidir. Türkiye, Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge (MEB) ilanını bütün olasılıkları hesaplayarak en kısa zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapmak için masaya yatırmalıdır.

Press Statement by Ünal Çeviköz, CHP Deputy Chair in charge of Foreign Relations on the Sanctions to be Imposed against Turkey by the EU Foreign Affairs Council in relation to the Eastern Mediterranean

The European Union Foreign Affairs Council adopted sanctions against Turkey in four areas because of the natural gas drilling activities Turkey conducts in the Eastern Mediterranean with the ships Fatih and Yavuz. The EU being Turkey’s most important economic and trade partner, EU sanctions decision and the implication that more sanctions could be on the way is not conducive to deescalating the tensions in the Eastern Mediterranean. The European Union had committed a grave error in allowing the accession of Southern Cyprus into the Union before the resolution of the dispute between the Southern Cyprus Greek Administration and the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) and a complete state of peace being restored on the island. The European Union’s second mistake was not lifting the embargo against the TRNC, which had voted in favour of the Annan Plan. Regrettably, the European Union is making a third mistake with respect to the natural gas resources in the Eastern Mediterranean. We do not accept this approach by the European Union that is a snub to Turkey and the TRNC. European Union sanctions against Turkey would in no way help the peaceful resolution of the Cyprus Dispute.

We cooperate with the European Union on the refugee problem and counter-terrorism and think this cooperation is mutually beneficial. Some EU countries benefit from the energy transmission lines transiting Turkey. A Turkey that is compatible and in cooperation with the EU is also an important gain in terms of peace and security in the region. In light of all these facts, EU sanctions against Turkey constitute an unfair action and have no legitimate basis. On the other hand, Mr Foreign Minister’s attitude of dismissal towards the sanctions represents another indication that the AKP government does not value Turkey-EU relations.

Our people should know that the underlying reason for the European Union going as far as adopting sanctions is the flawed foreign policies of the AKP governments that have led to the isolation of our country in the Eastern Mediterranean.
AKP’s adventurist policies lacking in vision and incongruous with the capacity of our country are the reasons why Turkey became isolated, lost its manoeuvring capability, and got stuck in hard power dynamics in the Eastern Mediterranean. As a result of these policies, Turkey does not have an ambassador in the Eastern Mediterranean countries of Syria, Egypt, and Israel.

Turkey must conduct its Eastern Mediterranean policies in such a way as to protect the rights of the TRNC on one side and end Turkey’s isolation in the Eastern Mediterranean on the other.

A process of dialogue should be started post-haste with the countries in the region to prevent further isolation and irrelevance of Turkey in the Eastern Mediterranean. For this reason, our ambassadors to Cairo, Damascus, and Tel Aviv and consul general in Jerusalem should be reinstated. Turkey should start work on discussing in detail the declaration of a Mediterranean exclusive economic zone (EEZ) as soon as possible, with all implications that this would create taken into consideration.Unknown

Sigma: Paradigm Shift in Turkish Politics? -by Unal Cevikoz

    On the evening of 23rd of June, Istanbul lived a rare jubilation to celebrate the election of its new Metropolitan Mayor. Ekrem İmamoğlu, the candidate nominated by the Republican People’s Party (CHP), received more than 54% of the votes which formed a wide margin of close to 10% with his runner-up competitor Binali Yıldırım, the former Prime Minister and the Speaker of the Parliament.

    In fact, three months ago, on the 31st of March, İmamoğlu had won the elections again, however, this time with a lower margin, a difference of only 14.000 votes. AKP challenged the results and applied to the Supreme Election Council asking for a renewal. After the re-run of the elections, the difference of votes rose to over 800.000. What happened?

    Several factors affected the result of the 23rd of June elections. First, people of Istanbul never believed in the forced and meaningless justification of the annulment of only the metropolitan mayoralty elections, given the fact that other votes on the district mayoralty, municipality council and local mukhtar elections were cast in the same envelope, simultaneously with the former, but were considered to be valid. Same conditions, same ballot boxes, same ballot committees, but allegedly there were irregularities only on the metropolitan mayoralty votes. This was an insult to intellect. The massive reaction demonstrated that voters did not accept confiscation of their right to elect by political pressure imposed on the Supreme Election Council.

    Second, citizens of Turkey perceived a pattern of cancellation of election results unless AKP failed to win them. In 2015, parliamentary elections of June 7 had resulted with a hung parliament. There is widespread perception that the then Prime Minister Erdoğan hampered the formation of a coalition government, with a view to implementing articles 104 and 116 of the Turkish Constitution to call for the renewal of elections. So it did on the 1st of November, this time AKP obtaining the majority to form the government by itself. Istanbul metropolitan mayoralty was important for AKP. Erdogan’s ascent in Turkish politics had started there and Islamist political parties, Refah Partisi and AKP successively, ruled Istanbul since 1994. Losing Istanbul would be a serious defeat, hence the renewal. Erdogan himself publicly admitted the intention by saying “we did it in 2015, we will do it again!”.

    Third, since the AKP came to power, Turkey has been suffering from a permanent polarization under the influence of strong populism, manipulated nationalism and deepening authoritarianism. Paradigms of politicization of religion versus secularism, sectarianism between Sunnis and Alawites, otherization of ethnicities principally of Kurds, but also Armenians, Greeks and Jews all fueled a growing nationalistic narrative with strong confrontational accent. Ekrem Imamoglu, with his call for unity, tolerance, democracy through non-confrontational and all-embracing narrative launched a very appealing shift in Turkey’s domestic political rhetoric. People had been longing for such a political narrative and they finally found it in person with Imamoglu.

    There is, however, a seemingly very important fourth reason why these factors resulted with the formation of a wide, solid and resolute platform. Identification of AKP with all kinds of polarizing, authoritarian and illiberal policies brought about a new platform of democracy formed around an urgent necessity, a new concept and understanding, namely a coalition of antithesis of what has been signified and defined by AKP policies. This platform is not motivated by ethnic, sectarian, religious or ideological drives anymore. It is an understanding which brings masses from all walks of life with a single purpose; to care about their future. It predicates on basic tenets of the Republic. The new paradigm, therefore shapes against all kinds of authoritarianism, populism, manipulated nationalism, narrow conservatism and ethnic discrimination and becomes the anti-thesis of all those nominal denominations.

    This new anti-platform brings together people from a wide spectrum of political setting. Social Democrats, Socialists, Kurds, non-radical and non-ultra nationalists, liberals, conservatives as well as religious people partake in this new democratic platform. The fact that Felicity Party (SP) finds itself comfortable in this platform is a strong challenge to those who claim that Islam and democracy are incompatible. İYİ party voters, on the other hand, overcome the confusion they used to have in being unable to disengage Turkey’s Kurdish citizens who believe in democracy from those who opt for an armed rebellion. Equally, many CHP voters now realize that their Kurdish compatriots also experience similar sufferings in terms of poor education, poor health services, unemployment, dire economic circumstances as well as oppression under the lack of rule of law, lack of freedom of expression, lack of free media and non-compliance with the implementation of respect to fundamental rights and freedoms.

    This is a major paradigm shift in Turkey’s political life. For decades, Turkey suffered under the divide and rule policies of identity politics. AKP appeared to be the mastermind of such a strategy. Now, domestic politics in Turkey shapes no more around identities, but on a wide platform of democratic ideals and principles. The question is whether this platform will become sustainable and a viable alternative. For this, the burden of responsibility to lead and enhance it will be on the shoulders of CHP. Success of thriving political change in Turkey will also become a reassurance for the future of similar democratic platforms in Europe against the rise of populism and illiberalism.

    Mr. Ahmet Unal Cevikoz is a Member of the Parliament from CHP. He was born in 1952 in Istanbul, and preciously was the Turkish ambassador to Azerbaijan, Iraq and the United Kingdom. 

    ODTÜ

    TÜİK’e inanan kalmadı, MB Başkanı görevden alındı, ODTÜ’ye polis girdi…21. Yüzyılın Türkiye’si karanlıklara doğru savruluyor…

    WordPress.com'da Blog Oluşturun.

    Yukarı ↑

    %d blogcu bunu beğendi: