#unutMADIMAKlımda

Yürekleri yakıp giden Madımak Katliamının 26. yılında yitirdiğimiz aydın, sanatçı, yazar ve vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, insanlık suçlarında zamanaşımı olmadığını vurgulayarak Madımak için adalet talebimizi yineliyoruz. #unutMADIMAKlımda

Unknown-1

CHP’nin Grup Önerisi: Libya’da yaşanan gelişmeler

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Libya ile ülkemiz arasında son günlerde yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Meclisin görüşüne başvurmak amacıyla ve genel görüşme açılması talebiyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Libya Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında devrilmesinden sonra istikrar, huzur ve barışa kavuşamamıştır. Dışarıdan desteklenin güçlerin de etkisiyle birkaç parçaya bölünen ülkede çatışmalar sürmektedir. İç savaş, hâlen Trablus ve civarında bütün şiddetiyle devam etmektedir. Türkiye, Suriye, Mısır ve Sudan’da olduğu gibi Libya’daki çatışmalarda da taraf tutmakta, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükûmetini ve ona yakın radikal güçleri silah, zırhlı araç ve insansız hava aracı göndererek desteklemektedir. Kısacası, Türkiye Libya’daki savaşa vekil güçleri aracılığıyla müdahil olmakta, bu ülkede süren vekâlet savaşına resmen katılmaktadır. Bu durum, Tobruk’taki hükûmeti destekleyen ve ülkenin doğusunu büyük oranda kontrol eden Mareşal Halife Hafter’in liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun büyük tepkisini çekmektedir. Gerilim o kadar tırmanmıştır ki Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü 28 Haziran 2019 tarihinde Libya’ya yaklaşan Türk gemi ve uçaklarının vurulacağını, Libya’daki Türk Silahlı Kuvvetleri varlığının ve Türk şirketlerinin hedef olacağını, Libya’dan Türkiye’ye uçuşların durdurulacağını, Libya’daki tüm Türk vatandaşlarının tutuklanacağını söyleyerek Türkiye’yi tehdit etmiştir. Bu tehdidin üzerinden çok zaman geçmeden Libya’da 6 vatandaşımızın ve bazı Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tutuklandığı haberleri yayılmaya başlamıştır. 6 vatandaşımız serbest bırakılsa da Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tutuklandığı haberleri yalanlanmışsa da bu gerilimin tarafımızca kabul edilemez olduğunun altını çizmek isteriz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye artık Akdeniz’de sözü geçen, dış politikasına saygı duyulan bir ülke değildir. Mısır, İsrail ve Suriye’de büyükelçisi olmayan bir Türkiye’nin Doğu Akdeniz dengelerinde söz sahibi olması mümkün değildir. Libya’daki savaşan taraflardan birinin Türkiye’yi tehdit edecek cesareti bulması ve Libya’da vatandaşlarımızın ve eğer doğruysa resmî görevlilerimizin içine düştükleri durum Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikadaki tarafgir ve maceraperest tutumumun sonucudur.

Türkiye, Libya’da Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Libya Ulusal Ordusu’na destek veren bütün ülkeleri karşısına almaktadır. Libya’daki savaşın uzaması küresel ve bölgesel ölçekte olumsuz etkileri artıracaktır. Bu durumda IŞİD başta olmak üzere, El Kaide uzantılı örgütler güç kazanacak ve mülteci akınları da şiddetlenecektir. Ayrıca, Libya’ya gönderilen silahların IŞİD, El Kaide unsurlarının eline geçtiği, Mali, Nijer, Nijerya ve Çad’a transfer edildiğine ilişkin raporlar elimizde mevcuttur. Türkiye’nin bu olumsuz gidişatta payının olmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak kabul etmemiz asla mümkün değildir. Türkiye’nin Libya konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uygun bir politika izlemesi, ülkedeki bölünmüşlüğü aşmak için yapıcı bir rol oynaması gerekir.

Libya halkı şunu bilmelidir ki Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi olarak Libya’nın toprak bütünlüğünü destekliyor, Adalet ve Kalkınma Partisinin izlemiş olduğu yanlış ve yanlı dış politikanın tarihsel ilişkilerimize zarar vermesini onaylamadığımızı belirtiyoruz.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’nin bugün izlemesi gereken Libya siyaseti, Libya’daki çatışmalara özellikle askerî mühimmat göndererek taraf olmaya dayanmamalıdır. Türkiye Libya’daki radikal ve terör yanlısı unsurların silah temin ettiği ülke rolünden bir an önce vazgeçmelidir. Türkiye, Libya’nın bir an önce huzur, barış ve istikrara kavuşması için uluslararası toplumun desteklediği müzakere süreçlerinde kolaylaştırıcı ve yapıcı bir rol üstlenmelidir. Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri onarmak ve ülkemizi Libya bağlamında içine düştüğü kabul edilemez durumdan kurtarmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi bir an önce çalışmaya başlamalıdır.
Değerli milletvekilleri, Genel Kurulda bulunan bütün parti gruplarının ülkemizin menfaatleri ve bölgemizin barışı için gerekli adımları atacaklarına inanmak istiyorum. Bu anlayışla, genel görüşme talebimizin ülke menfaatleri gözetilerek oy birliğiyle desteklenmesini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Konuşmanın görsel kaydı için tıklayınız.

STATEMENT ON LIBYA BY ÜNAL ÇEVİKÖZ, CHP DEPUTY CHAIR IN CHARGE OF EXTERNAL RELATIONS

Following the toppling of Gaddafi in 2011, Libya has not been able to attain stability and peace. A country divided along the lines of the powers supported externally, the civil war in Libya goes on unabated with all the violence it has unveiled.

Unknown

As in Syria, Egypt, and Sudan, Turkey has taken sides in Libya too, supporting the Tripoli-based Government of National Accord and its radical affiliates by sending them weapons. In brief, Turkey intervenes in the war in Libya by proxy, which sparks a harsh reaction from the Libyan National Army led by Field Marshal Khalifa Haftar, which supports the Tobruk-based government and controls the major part of the east of the country.

This reaction has risen to such heights that General Ahmed al-Mesmari, spokesperson of the Libyan National Army, made a statement on 28 June 2019, saying:

  • Turkish ships and jets approaching Libya would be targeted and shot by the Libyan National Army,
  • The Libyan National Army would attack any Turkish military presence (in Libya),
  • Flights from Libya to Turkey would be stopped,
  • All Turkish citizens in Libya would be detained, and
  • Turkish companies and projects in Libya would be considered legitimate targets for the Libyan National Army.

One of the sides in the war in Libya daring to threaten Turkey is a result of the AKP’s partisan and adventure-seeking attitude in foreign policy.

Neither the Ministry of Foreign Affairs nor the Ministry of Defense has responded to the threat made against Turkey by the Libyan National Army while the president says he is not aware of the matter. This issue is too important to be brushed aside by keeping quiet.  Who will be responsible should Turkish citizens in Libya be detained? The position we currently find ourselves in is a result of challenging the whole world.

In Libya, Turkey positions itself against all the countries supporting the Libyan National Army, primarily Egypt and the United Arab Emirates. As the war in Libya becomes more and more protracted, it will continue to cause negative effects on a regional and global scale. Al-Qaeda’s extensions, primarily ISIS, will gain more power and the migrant influx will intensify. We cannot accept that Turkey should have a share in such an ominous course of events.

Turkey should follow a policy aligned with the United Nations Security Council resolutions and play a constructive role to overcome the divided nature of the country.

It appears that in these conditions it should become a priority that the authorities responsible for protecting the safety of life of our citizens should post-haste arrange make the necessary arrangements for humanitarian assistance and evacuation.

The Libyan people should know that, as the party of Mustafa Kemal Atatürk, we support Libya’s territorial integrity and do not approve of the AKP’s wrong and biased foreign policy impacting our historical relations.

CHP DIŞ İLİŞKİLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÜNAL ÇEVİKÖZ’DEN LİBYA AÇIKLAMASI

Libya, Kaddafi’nin 2011’de devrilmesinden sonra bir türlü istikrar, huzur ve barışa kavuşamamıştır. Dışarıdan desteklenen güçler ekseninde bölünen ülkede çatışmalar sürmekte, iç savaş bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Türkiye, Suriye, Mısır ve Sudan’da olduğu gibi Libya’daki çatışmalarda da taraf tutmakta, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni ve ona yakın radikal güçleri silah göndererek desteklemektedir. Kısacası, Türkiye Libya’daki savaşa vekil güçleri aracılığıyla müdahil olmaktadır.  Bu durum, Tobruk’taki hükümeti destekleyen ve ülkenin doğusunu büyük oranda kontrol eden Mareşal Halife Hafter’in liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun büyük tepkisini çekmektedir.

Unknown

Öyle ki, 28 Haziran 2019 tarihinde Libya Ulusal Ordusu sözcüsü (General Ahmed al-Mesmari) bir açıklama yaparak şunları söylemiştir: 

  • Libya’ya yaklaşan Türk gemi ve uçakları Libya Ulusal Ordusu’nun hedefi olacak ve vurulacaklar,
  • Libya Ulusal Ordusu, herhangi bir Türk askeri varlığına (Libya’daki) saldıracak,
  • Libya’dan Türkiye’ye uçuşlar durdurulacak, 
  • Libya’daki tüm Türk vatandaşları tutuklanacak,
  • Türkiye’nin Libya’daki şirket ve projeleri Libya Ulusal Ordusu’nun meşru hedefi olacak.

Libya’daki savaşan taraflardan birisinin Türkiye’yi tehdit edecek cüreti bulması AKP’nin dış politikadaki tarafgir ve maceraperest tutumunun sonucudur.  

 

Libya Ulusal Ordusu’nun Türkiye’ye yönelik tehdidi karşısında ne Dışişleri’nden ne Savunma Bakanlığı’ndan bir yanıt gelmiştir. Cumhurbaşkanı da konudan haberinin olmadığını söylemektedir. Bu konu suskunlukla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Libya’da bulunan Türk vatandaşlarının tutuklanmaları halinde bunun sorumlusu kim olacaktır? Geldiğimiz nokta, bütün dünyaya meydan okumanın sonucudur. 

Türkiye Libya’da Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Libya Ulusal Ordusu’na destek veren bütün ülkeleri karşısına almaktadır.  Libya’daki savaş uzadıkça küresel ve bölgesel ölçekte olumsuz etkiler yaratmaya devam edecektir. IŞİD başta olmak üzere El Kaide uzantılı örgütler güç kazanacak ve göçmen akınları şiddetlenecektir. Türkiye’nin bu olumsuz gidişatta payının olmasını bizim kabul etmemiz mümkün değildir.

 

Türkiye’nin Libya konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uygun bir politika izlemesi, ülkedeki bölünmüşlüğü aşmak için yapıcı bir rol oynaması gerekir. 

 

Vatandaşlarımızın can güvenliğini korumakla yükümlü olan makamların ivedilikle bir insani yardım ve tahliye düzeni almalarının bu koşullarda öncelikli bir gündem maddesi haline geldiği anlaşılmaktadır.

 

Libya halkı şunu bilmelidir ki Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi olarak, Libya’nın toprak bütünlüğünü destekliyor, AKP’nin izlemiş olduğu yanlış ve yanlı dış politikanın tarihsel ilişkilerimize zarar vermesini onaylamadığımızı belirtiyoruz.

 

On İstanbul elections

The result of today’s elections in Istanbul is a victory of all democratic forces who have formed the “Alliance of Istanbul” to get back their right to elect. It will be remembered as a major leap towards solidarity, democracy, and to the bright future of Istanbul.

a1aa8343-c418-4c67-98be-6fed55fae3bb

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün BM Özel Raportörünün Kaşıkçı Cinayeti Konusundaki Raporuna İlişkin Basın Açıklaması

Birleşmiş Milletler Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın Cemal Kaşıkçı cinayetinden Suudi Arabistan’ı sorumlu tutan 513 maddelik raporu BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından 19 Haziran 2019 tarihinde açıklandı. Rapor aynı zamanda, Türkiye’nin de bu cinayet karşısında sorumluluklarını yerine getirmediğini ortaya koymaktadır. Bu durum, AKP iktidarının Kaşıkçı cinayetine ilişkin tutumunu yeniden masaya yatırmamızı zorunlu kılıyor.

Cinayete ilişkin olarak, Türkiye ve Suudi Arabistan’da yürütülen soruşturmaların uluslararası standartları karşılamadığını vurgulayan rapor (Md. 5), Türkiye’yi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten Kaşıkçı cinayetiyle ilgili uluslararası soruşturma başlatma talep etmeye ve soruşturma sürecinde tam olarak işbirliği yapmaya çağırmıştır (Md. 488). Buna ek olarak Türkiye, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili olarak elindeki bilgi ve delilleri paylaşmaya çağrılmıştır (Md. 489).

BM Raporu, cinayetin işlendiği andan bu yana, AKP yetkililerinin aksi yöndeki bütün söylemlerine rağmen, Türkiye’nin Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin (KHVS) ilgili maddelerini (31/2, 41, 44) işleterek konsolosluk binasına girebileceğini, başkonsolos Uteybe hakkında işlem yapabileceğini; bunların dışında konsolosluk konut ve araçlarında arama yapabileceğini ortaya koymaktadır (Md. 7, 11, 320, 321). AKP Hükümeti, olay duyulunca konsolosluk binasına girmek ve konsolosluk araçlarını aramak için ivedilikle ilgili maddeleri işletmediği gibi, Suudi Arabistan Başkonsolosu Uteybe’nin ülkesine dönmesine göz yummuş, dokunulmazlığı olmamasına rağmen konsolosluk konutunu aramamış, bunun için Suudi Arabistan’ın cinayetten iki hafta sonra, kısıtlı bir şekilde vereceği izni beklemiştir. Suudi yetkililerin bu süre içinde suç mahallini temizlemelerine (Md. 283) de AKP Hükümeti seyirci kalmıştır.Özetle Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak Kaşıkçı cinayeti konusunda zamanında ve gerektiği şekilde olay yeri incelemesi yapmamış, Suudi başkonsolos Uteybe’yi gözaltına almadığı gibi tanıklığa dahi çağırmamış, olayla ilişkili şahısların ülkeden ayrılmalarını izlemiş (Md. 44) ve Suudi Arabistan’ın KHVS’yi istismar etmesine ve hatta ihlal etmesine seyirci kalmıştır.

Rapor, Türk istihbaratının 27 Eylül 2018 tarihinde (cinayetten altı gün önce) Suudi Arabistan’dan gelen bir ekibin konsolosluktaki izleme / dinleme cihazlarını temizlediklerine ilişkin ifadelerine yer vermektedir (Md. 76). Bu durum, Suudi Arabistan’ın bu davranışı karşısında AKP Hükümeti’nin gerekli tedbirleri zamanında almadığını göstermektedir.

BM Raportörünün, Türk yetkililerin Kaşıkçı cinayetiyle ilişkili ses kayıtlarının BM Heyeti tarafından detaylı bir şekilde incelenmesine imkân tanımadıklarını da belirterek bu konudaki incelemenin eksik kaldığına işaret etmesi kayda değerdir (Md. 41).

Ancak raporda, bütün bu eleştirilerden daha dikkat çekici iki husus daha vardır. Birincisi, BM Raportörü, Türkiye’nin yürüttüğü soruşturmaya suç mahallini kontrol eden Suudi Arabistan’ın gölgesine ek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gölgesinin de düştüğünü ve Erdoğan’ın konuyla ilgili açıklamalarının soruşturmanın bağımsızlığını etkilediğini söylemektedir (Md. 299). İkincisi, Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın tepkisinden çekindiği belirtilmektedir (Md. 325).

Kaşıkçı cinayeti bağlamında yasal olarak hesap verilebilirlik konusuna da değinen rapor, Türkiye’de hesap verilebilirliğin zayıf olduğu görüşünü Türkiye’de gazetecilerin tutuklu olmalarına atıfla belirterek (Md. 22), Türkiye’yi gazeteciler ve akademisyenler başta olmak üzere düşüncelerini ifade ettikleri için hedef alınanlara yönelik suçlamaları düşürmeye çağırmaktadır (Md. 491).

CHP, Kaşıkçı cinayeti konusunda TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu’na bir rapor sunmuş ve olayı açıklığa kavuşturmak amacıyla TBMM’ye bir araştırma komisyonu kurulması için önerge vermiştir. Raporumuzu dikkate almayan, önergemizi kabul etmeyen iktidar bizi dinleseydi, BM Raporu’ndaki Türkiye’yi zor durumda bırakan ifadeleri bugün okumayacaktık.

BM’nin açıkladığı Kaşıkçı cinayeti raporu uluslararası hukuk, insan hakları ve basın ve ifade özgürlüğü açısından önem taşımaktadır. Bu değerlere inanan tüm devletleri, artık uluslararası boyut kazanan Kaşıkçı cinayetinin çözülmesine katkı sunmaya çağırıyoruz. Bugüne kadar bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen AKP iktidarı, bundan sonra gerekli adımları atmaya Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne olayı soruşturmak için resmi talepte bulunarak başlamalıdır. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da söz konusu rapordaki tavsiyeleri desteklediğini açıkladığına göre, Türkiye’nin Kaşıkçı cinayeti konusunda BM Raporu’nda gösterilen şekilde adım atması hususunda beklentimizi en güçlü şekilde yineliyoruz. Bu sadece ulusal çıkarlarımız için değil, bütün insanlık için de AKP iktidarının ödevidir.

Press Statement by CHP Deputy Chair Ünal Çeviköz on the UN Special Rapporteur’s Report on the Killing of Jamal Khashoggi

The 513-article report by Agnes Callamard, United Nations Special Rapporteur on extrajudicial, summary or arbitrary killings, which holds Saudi Arabia responsible for the murder of Jamal Khashoggi, was released by the UN Office of the High Commissioner for Human Rights on 19 June 2019. The report also states that Turkey failed to fulfil its responsibilities as regards the murder. This calls for a re-examination of the stance taken by the AKP government in relation to the Khashoggi killing.
Stating that “both the investigations conducted by Saudi Arabia and Turkey [into the killing] failed to meet international standards” (art. 5), the report calls upon Turkey to request United Nations Secretary General Antonio Guterres to launch an international investigation into the Khashoggi killing and “fully collaborate with the process” (art. 488). Furthermore, the report recommends Turkey to share “information and evidence at its disposal” regarding the Khashoggi murder (art. 489).
The UN report finds that despite the contrary statements by AKP officials, from the moment of the murder, Turkey could have entered the consular building under the relevant articles of the Vienna Convention on Consular Relations (VCARD) (31/2, 41, 44), could have taken action as regards Consul General al-Otaibi, and could have searched the consular residence and vehicles (arts. 7, 11, 320, 321).
In addition to the AKP government not availing itself immediately of the options of entering the consular building and searching the consular vehicles protected under the relevant articles, it also turned a blind eye on the Saudi Arabian Consular General al-Outaibi’s return to his country, did not search the consular residence although it did not enjoy immunity, and waited for the limited permission that would be provided by Saudi Arabia two weeks after the killing.
The AKP government simply looked on as Saudi officials cleaned up the scene of crime (art. 283) during this time. In summary, Turkey did not conduct a due crime scene investigation in a timely manner into the Khashoggi killing by exercising the rights enshrined in international law, did not detain Saudi consul general al-Otaibi, let alone question him as a witness, looked on as persons in connection to the incidence left the country (art. 44), and simply stood by as Saudi Arabia abused and even violated the VCARD.
The report states that Turkish intelligence reported that on 27 September 2018 (six days before the murder) a team from Saudi Arabia “swept the Saudi Consulate for bugs and other surveillance equipment” (art. 76). This indicates that the AKP government did not take the necessary measures against these actions of Saudi Arabia.

Furthermore, it is remarkable that the UN rapporteur states that her review of audio recordings was limited as the Turkish authorities did not provide the opportunity for a detailed review of audio recordings by the UN delegation (art. 41).

However, there are two issues mentioned in the report that are more striking than these criticisms. Firstly, the UN rapporteur says that “the Turkish investigation took place not only under the shadow of Saudi Arabia control over the crime scenes but also under the shadow of […] President Erdoğan, whose public statements on the killing […] impacted the independence of the investigation” (art. 299). Secondly, the report states that Turkey feared retaliation by Saudi Arabia (art. 325).

Addressing the issue of legal accountability for the Khashoggi killing, the report calls on Turkey to drop the charges against all persons targeted for expression of their opinions, primarily journalists and academics (art. 491), arguing that accountability is weak in Turkey as evidenced by Turkey’s imprisonment of journalists (art. 22).

CHP submitted a report to the Turkish Grand National Assembly (TGNA) Security and Intelligence Committee regarding the Khashoggi murder and tabled a motion at the TGNA to set up an investigation committee to shed light on the event. Had the government, which disregarded our report and rejected our motion, paid heed to us, we would not be reading today the statements in the UN report that put Turkey in a difficult position.
The UN report into the killing of Mr Khashoggi is important in terms of law, human rights, and freedoms of the press and expression. We call up all states professing their faith in these values to contribute to the solution of the Khashoggi murder, which now has gained an international dimension. Failing to fulfil its responsibilities on this issue up until now, the AKP government must now start taking the necessary steps by first officially requesting the United Nations Secretary General to investigate the event. Now that Foreign Minister Çavuşoğlu also announced he supported the recommendations within the report, we reiterate, in the strongest possible terms, our expectation that Turkey takes action as regards the Khashoggi killing as recommended by the UN report. This is a duty falling on the AKP government not only for our national interests but also the interests of the entire humanity.

Ülkemizin çevre güvenliğine de sahip çıkıyoruz

Ülkemizin çevre güvenliğine de sahip çıkıyoruz:

TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen kanun teklifine CHP İstanbul Milletvekili ve eski diplomat Ünal Çeviköz karşı çıktı. Çeviköz, sözleşmenin, “Kullanılmış yakıt ve radyoaktif atıkların, eğer taşıma tamamlanamaz ise gönderici ülkenin radyoaktif atık ve kullanılmış yakıtların yeniden ülkesine alınması için gerekli adımları atması gerektiği” şeklindeki ifadelerin ülke güvenliği açısından tehlike yarattığını bildirdi.

Çeviköz, başka ülkelerin radyoaktif atıklarının Türkiye’ye naklinin ve atıkların ülkeler arasındaki transferi esnasında Türkiye’nin bir geçiş ülkesi olmasının mümkün hale geldiğini söyledi.

MADDELER BELİRSİZ

Kapalı kaynaklarla ilgili maddenin de yeterince açık olmadığını kaydeden Çeviköz, bu maddenin farklı yorumlanmasının Türkiye’nin başka ülkeler tarafından kullanılmış radyoaktif atıkları almasının yolunu açabileceği uyarısında bulundu. “Kapalı kaynak”ın, bir kapsül içerisine kalıcı olarak kapatılan veya katı bir madde içine hapsedilen katı haldeki radyoaktif maddelere verilen isim olduğunu belirten Çeviköz, sözleşmedeki şu maddeye dikkat çekti: “Her akit taraf, eğer ulusal kanunları çerçevesinde kullanılmış kapalı kaynakları alma ve sahip olmaya yetkin bir üreticiye iade edilmesini kabul ediyorsa, kapalı kaynakların yeniden ülkeye girmesine izin verecektir.”

Çeviköz, yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Santralı’nın birinci reaktörünün betonunda iki kez oluşan çatlakları hatırlatarak radyoaktif atıklarla ilgili kanun teklifine muhalif olduğunu belirtti.

 

Haber linki için tıklayınız.

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: