Türkiye – Rusya – Suriye Görüşmesi: Hükümette Bir Fikir Birliği Yok

CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu CHP Grubu Sözcüsü Ünal Çeviköz, Tülin Daloğlu’nun KRT TV’de yayınlanan “Dünya Gözüyle” programında, Türkiye – Rusya – Suriye görüşmelerini, TBMM’de CHP’nin Suriye özel oturum talebini, Altılı Masa Tutum Kağıdı’nı ve Avrupa Konseyi ile Gezi Davası ilişkilerini ele aldı.

Türkiye – Rusya – Suriye Görüşmesi: Hükümette bir fikir birliği yok

2021 yılının Ekim ayında, Suriye hakkında gelen tezkereye Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumsuz oy kullandık. Bu tezkere 2 yıllık gelmişti ve bu iki yıllık süre 2023’ün ekim ayında sona erecek. Yeni bir tezkerenin gündemde olmadığı bir süreçten geçiyoruz. Suriye’de Al Vatan ve Moskova’da RT kaynaklı haberleri, Türkiye’de Milli Savunma Bakanlığı teyid etmedi. Dolayısıyla CHP olarak, bu haberlerin neye dayandığını da öğrenmek istiyoruz. Dışişleri bakanı Çavuşoğlu’nun açıklamalarının bu haberleri teyit eden bir mahiyette olmadığı, aksine bir karışıklık içinde olunduğu hissediliyor. Daha bundan birkaç hafta öncesine kadar “bir gece ansızın gelebiliriz” ifadesi Cumhurbaşkanı tarafından sürekli olarak dile getiriliyordu. Eğer bu haberler doğruysa, Sayın Savunma Bakanı “bir gece ansızın dönebiliriz” e çevirmiş bu ifadeyi. Bu elbette, Mehmetçik aileleri açısından fevkalade önemli bir haber. Çünkü Mehmetçiğin artık vatana yurduna ve evine dönme zamanının geldiğine işaret ediyor. Ancak bunu teyidini mutlaka almamız gerekir. 

Buradan şuna işaret etmek istiyorum. Demek ki hükümet çevrelerinde aslında tam manasıyla bir fikir birliği yok. Birkaç hafta evvel yakın zamanlı bir harekattan söz ediliyordu. Demek ki bir kafa karışıklığı var, Cumhurbaşkanı ile Savunma Bakanı söylemleri arasında bir çelişki var. Birinci dikkat çekmek istediğim nokta bu.

İkincisi, biz CHP olarak 2021 yılında tezkereye olumsuz oy vermiştik. Artık aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Suriye’deki operasyonlarının belli bir olgunluğa eriştiğini ve bundan sonra bu olgunluk sonucu varılan durumun, yani Türkiye’nin algıladığı güvenlik tehdidini kaldırmanın garantisini, Suriye yönetiminden nasıl alacağımızın konuşulması ve bunun sonucunda da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin oradaki varlığının devam etmesine gerek kalmadığı anlaşıldığı zaman bunun da yavaş yavaş geri çekilmeye başlanması olarak gelişeceğini bekliyorduk.

TBMM’ye Suriye Özel Oturumu Çağrısı

Şimdi şunu sormak isterim: Böyle bir karar var ise böyle bir görüşme yapıldı ise Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi verildi mi? Biz her şeyden hem iktidarın hem de Savunma Bakanı’nın böylesine önemli bir kararı gerekçeleriyle birlikte TBMM’ye açıklamasını, muhalefet partilerine bilgi vermesini ve kamuoyunu da tatmin edici şekilde ikna etmesini bekleriz.

Buradan askerlerimizin çekilmesine karşı olduğumuz gibi bir anlam çıkmasın. Burada söylemek istediğim eğer Türkiye böyle bir karara vardıysa ve Türk silahlı kuvvetlerinin tamamen çekilmesi gibi bir ifade gündeme geldiyse o zaman demek ki Türkiye artık Suriye’deki tehdit algısından kurtulmuş demektir.

Hatırlayacaksınız. Cumhurbaşkanı da Esad’la görüşebileceğini söylemişti. Ancak Esad Türkiye Silahlı Kuvvetlerini ve Türkiye asker unsurlarını topraklarımızdan çekmedikçe böyle bir görüşmeye hazır değilim diye bir cevap vermişti. Demek ki, böyle bir görüşmenin hazırlanması için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çekilmesiyle ilgili bir vaatte de bulunulduğu anlaşılıyor.

Ne değişti? Bunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kamuoyuna ve parlamentoya mutlaka açıklanması gerekir. Ne değişmiştir? Birkaç hafta evvelinden farklı olan durum nedir? Herhangi bir harekat yapılmadan Türk Silahlı Kuvvetlerinin tamamen çekilmesi sonucuna varılmasının gerekçeleri nedir? Bunların açıklanması gerekiyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğer böyle bir karar alındıysa bunun olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyoruz; bundan sonra dışişleri bakanları düzeyinde devam edecek olan görüşmelerin yoğunlaştırarak, yani diplomasiye öncelik vererek ve Ankara ile Şam arasındaki diyaloğu güçlendirerek, iki komşu ülkenin daha barışçıl ve daha istikrarlı bir şekilde ilişkilerini sürdürmesini savunuyoruz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak elbette Türkiye’nin Suriye’yle olan ilişkilerinin uzun zamandan beri yanlış götürüldüğü, yanlış yönetildiği düşüncesindeydik. Bir kere diyalog yoktu. Ne zaman diyalog gerektiğini söylesek ki Ankara ile Şam arasında mutlaka bir diyalog olması gerektiğini, diplomasinin mutlaka öne çıkarılması gerektiğini söylesek, “Efendim istihbarat örgütleri arasında görüşülüyor“ deniyordu. Sayın Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamalardan da anlaşıldığına göre önümüzdeki diğer turun da dışişleri bakanları arasında olacağı anlaşılıyor. Bunlar yavaş yavaş aslında, Türkiye ile Suriye arasındaki diyalog ihtiyacının ne kadar önemli olduğunu ve iktidarın yavaş yavaş böyle bir arayışa girdiğini de gösteriyor.

Suriye’de bir gecede birdenbire askerlerin tamamen çekilmesi şeklinde bir sonuç beklememeliyiz. Bu belli bir sürece dönüşür. Belli bir program içinde göreli bir şekilde ve zamana yayılarak bu çekilme gerçekleştirilir. Eğer böyle bir çekilme kararı alındıysa tabii.

Moskova’da yapılan görüşmelerden sonra tarafların anladığım kadarıyla bir iletişim stratejisi oluşturmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü bir yandan Rus basını, diğer yandan Suriye basını bu haberleri geçerken Türkiye basınında böyle bir haber yok. İletişim stratejisinin olmaması, üç ülkenin de bunu basınla ne şekilde paylaşacakları veya basını ne şekilde yönlendirecekleri konusunda bir mutabakata varmamış olduklarını gösteriyor. Birinci eksiklik bu.

İkincisi elbette biz askerlerimizin çekilmesine karşı değiliz dedim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu Mehmetçiğin yurda, vatanına, evine dönmesi açısından fevkalade önemli bir karardır. Ama bunun hemen olmasını beklemek de doğru değildir. Biraz evvel söylediğim gibi tezkerenin süresi 2023 yılının Ekim ayına kadar sürüyor, iki yıl için alınmıştı bu karar.

Altılı Masa Ortak Tutum Kağıdı

Altılı masa bir çok konuda ortak tutum belgeleri hazırlıyor. Bunların hepsi ortaya çıktıktan sonra da önümüzdeki ilk toplantı beş Ocak’ta olacak. Altılı masanın ya o toplantıda ya da ondan bir sonraki toplantıda artık bütün bu ortak tutum kağıtlarını bir araya getirilerek Millet İttifakı’nın iktidar olduktan sonra bir bakıma hükümet programı olarak izleyeceği ortak yaklaşımları kamuoyuyla paylaşılacaktır. 

Dış politika Ortak tutum kağıdının tamamını açıklamak mümkün değil ama satır başları olarak şunu vurgulamam gerekir. İlk öncelik elbette komşularla olan ilişkilerin düzeltilmesi. Biz Suriye ile olan diyaloğun zaten başlatılması gerektiğini yıllardır savunuyorduk. Ancak sadece Suriye’yle değil, bütün komşularımızla ve çevremizle ilişkilerin yapıcı, olumlu ve içişlerine karışmayan, karşılıklı saygı esasına dayalı, uluslararası hukuka dayalı bir şekilde geliştirilmesini savunuyoruz. Bunun içinde elbette Yunanistan da var. Bunun içinde Doğu Akdeniz var, İsrail var Kafkasya var.

İkinci olarak Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimiz. Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle olan üyelik müzakereleri yıllardır dondurulmuş vaziyette ve artık Türkiye sanki bir üye adayı gibi değil bir dış politika nesnesi olarak görülmeye başladı. Ne zaman Doğu Akdeniz’den bahsedilse Türkiye Avrupa Birliği’nin raporlarında o zaman gündeme geliyor. Ama üyelik müzakerelerinin sürdürüldüğü bir ülke olarak anılmaktan artık çıkarıldı Türkiye. Bunların hepsinin değişmesi her şeyden önce bizim ortak tutum kağıdımızda da altı çizilen konulardan bir tanesi.

Avrupa Konseyi

Gezi Davası ve ona bağlı sürdürülen bütün bu davalar ve istinaf süreçleri iktidarın kendine olan güveninin kalmadığını gösterir; bunlar özgürlüklere müdahaledir. 2023’te Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden hızla çıkacağını düşünmüyorum. Bunlar temel hak ve özgürlüklere, insan haklarına müdahaledir ve yargının siyasallaşmasının sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Osman Kavala ile ilgili kararında da hep bu unsur vardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin on sekizinci maddesine atıfta bulunulur ve denir ki: “Bu yargı kararı siyasi bir karardır.” Yargının bu şekilde siyasileştirilmesi kabul edilemez. AKPM’nin ocak oturumunda istinaf mahkemesinin bu kararı onaylamasının tekrar gündeme geleceği beklentisi içindeyim. Bununla ilgili olarak da yargı sürecinin henüz bitmediğini ancak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulamamasının yarattığı sorunun farkında olduğumuzu dile getirmeye devam edeceğiz.