TBMM’de Dış Politika Sorunları ele alındı

19 Aralık akşamı TBMM Genel Kurulu Bütçe görüşmelerinde yaptığım bu konuşma ile dış politika sorunları üzerindeki görüşlerimizi dile getirdim.

Video için linke tıklayınız.

2019 Bütçe Teklifine dair konuşmamdır.

‘Sayın Başkan,

2019 Yılı Merkezi yönetim Bütçe Teklifinin 13. Maddesi üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum ve bu vesile ile Yüce Meclis’i saygıyla selamlıyorum.

Değerli Milletvekilleri,

Sözlerime başlamadan önce Tek Adam bütçesine dair görüşmeler üzerine eleştirilerimi dile getirmek istiyorum. Tüm hafta boyunca, TBMM’de bütçeyi görüştük ancak bütçeyi kullanacak icra makamı Meclis’te bulunmuyor. Demokrasinin ve çoğulcu sistemin, ülkemizdeki tarihsel gelişimine açıkça aykırı bir süreç ile karşı karşıyayız. Bütçenin yasama hakkının özü olması ilkesi terk edilmiş, devletin kasasının anahtarı Tek Adam’a verilmiştir.

Tek Adam’ın belirlediği ve sosyal adalet ilkesini tamamen görmezden gelen bu bütçenin, Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krize, asgari ücretlinin, emeklilerin ve dar gelirlinin geçim derdine, kadına şiddet sorununa, hayvan haklarının istismarına, eğitim politikalarının pozitif akıldan uzaklaşmasına, dış politikada içinde bulunulan sıkışmışlığa çare olmayacağını belirtmek isterim.

Değerli Milletvekilleri,

Dışişleri Bakanlığı’nın bütçeye yönelik hedeflerini görünce sanki Türkiye, İdlib ve Menbiç dar boğazına sıkışmamış, AB ilerleme raporlarında müzakerelerin durdurulması çağrısı yapılmamış, Libya Konferansı’nda istenmeyen ülke olmamış, NATO’nun parlamentosu olan NATOPA tarafından tarihte ilk kez özgür olmayan ülke olarak kabul edilmemiş, KKTC’de enerji alanında sıkıntılar yaşanmamış gibi hedefler konmuştur.

AKP iktidarının dış politikası hiçbir zaman huzur, barış, refah ve istikrar vaat etmedi. “Yurtta barış dünyada barış” ilkesi bugün tamamen Türkiye’nin dış politika anlayışından çıkarılmıştır. Seçimlerde oy kazanmak adına askeri harekatlar yapılmaktadır. Ancak Türkiye Tek Adam rejiminde bir rüzgar gülü gibidir. Diplomaside ne liyakat kalmıştır ne de istikrar.

Tek Adam rejimi, ülke içinde kutuplaşmaları arttırırken bölgede de gerginlik, çatışma, ayrışma ve yoksulluk üretmektedir. 24 Haziran 2018 Seçimleriyle birlikte uygulamaya konulan ‘yeni sistem’in tek adama dayanan yapısı, kurumsuzlaşmayı artıran düzenlemeleriyle ülkemizin dış politikadaki kırılganlığını ve edilgen durumunu daha da derinleştirmektedir. Rus S-400’lerin alım vaadine karşı ABD ile F-35 krizi yaşayan Türkiye’ye bugün Pentagon 3,5 milyar dolar değerinde 80 adet Patriot tipi GEM_T füzesi ve 60 diğer füzenin satışına onay vermiştir. Bu satışın onayı için Kongre’nin yanıtını bekleyen Türkiye, hangi dengeyi kurabilecektir? Hem S-400’lerin hem Patriotların bir arada hava savunması yapabilmesi için bizim bilmediğimiz yeni bir teknoloji mi geliştirilmiştir? Yoksa, Rusya ve Amerika hava savunma sistemlerinin birbiriyle çatışması için Türkiye semaları mı seçilmektedir?

AB üyeliğinden hızla uzaklaşan AKP iktidarı, AB Sayıştayı’nın 1,2 milyar Euro olarak tarif ettiği, AB’nin Suriyeli mülteciler için verdiği yardımın nereye gittiğini bile açıklayamamaktadır.

2002 yılında iktidara gelen AKP, dış politikanın her alanında geleceğimiz için büyük tehlike arz eden bir enkaz yaratmıştır ve bugün de yarattığı enkaza çözüm sunacak hedefler ortada yoktur.

Bugün, Türkiye’nin dış politikası temel ilkelerinden koparılmış ve saptırılmıştır. Yani tarafsızlığını, inandırıcılığını ve güvenilirliğini yitirmiş bir durumdadır. Hatalar zinciri Türkiye’nin bölgede en güvenilir aktör olarak görülmesi ve inandırıcılığı ile sorunların çözümünde başvurulacak bir yüksek akıl olması imkanlarını yok etmiştir.

Türkiye, Ortadoğu’da tarafsız bir bölge gücü olma özelliğinden yoksun kaldığı için bugün Ortadoğu’nun ideolojik çekişmelerinin sahnesi haline getirilmiştir. Bugün bir çok ülkede diplomatik temsilciliğimizin bile olamayışı, işte bu tarafsızlığı kaybetmesindendir.

Türkiye, AKP iktidarından önce, dış politikadaki çıkarlarını hem doğu hem batı eksenli olarak muhafaza ediyor ve geliştiriyordu. Batı dünyasıyla ilişkilerimiz, Rusya ve Orta Doğu’yu da dengeleyen bir çizgide yürütülüyordu. Çok yönlülük Türkiye’nin geleneksel dış politikasının esas çizgisi olagelmişti. Bugün, çok yönlü olarak tanımlanamayacak ve dengeci bir perspektiften yoksun dış politikamız, ülkemizin bölgesel ve uluslararası ölçekte farklı zeminlere sağlam basabilmesini engellemektedir.

Oysa birkaç yıl öncesine kadar Türkiye Orta Doğu’da düzen kurucu ülke olma hevesiyle övünüyordu. Geldiğimiz noktada, değil Orta Doğu’da Doğu Akdeniz’de de artık düzen dışı bir ülke haline gelmiş bulunuyoruz.
Biliyor musunuz, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının çıkarılması ve Avrupa’ya aktarılması bakımından artık Türkiye dışındaki güzergahlar üzerinde duruluyor. İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, üçlü işbirliği ile bu hattın kurulması için çabalarını hızlandırdılar. Oysa hepsi biliyor ki, yapılacak bir boru hattının en ekonomik güzergahı Türkiye üzerinden geçecek olandır. Eh, şimdi bu enerji rekabetinde söz sahibi olmak için İsrail ile, hatta Mısır ile konuşmak gerekmez miydi? Gerekirdi elbet, gerekirdi de,
Değerli Milletvekilleri, dış politikaya hakim olan kaprisler ulusal menfaatlerimizi gözeten bütünlükçü bir dış politika anlayışına imkan vermiyor ki! Ne İsrail’de ne de Mısır’da Büyükelçimiz var!

Bakınız, İsrail ve Mısır’da Büyükelçi bulunduramayışımız başka nelere yol açıyor. 9. Madde tartışılırken bir Kudüs kavram kargaşası yaşandı. Dendi ki, Birleşmiş Milletler Kudüs’ü Fiistin’in başkenti olarak tanıyormuş. Bu bir yanlış okumadır.

Aslında ne olmuştur, teker teker açıklayayım.

ABD’nin Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıması üzerine, İslam ülkelerinin liderleri İstanbul’da toplanarak bir karar aldı ve Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti ilan etti.
Daha sonra, BM Genel Kurulu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs kararını oylamak için toplandı ve Kudüs kararını eleştiren karar tasarısı, BM Genel Kurulu’nda 9’a karşı 128 oyla kabul edildi. Bu oylamada Kudüs’ün Birleşmiş Milletler tarafından Filistin’in başkenti olarak kabul edilmesi gibi bir kararın alınması söz konusu değildir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2017 tarihli 10 / 22 sayılı kararında “Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınma” çağrısı yapılmıştır. Tasarıda yer alan ifadeler şöyledir:

“Kutsal Kudüs Kenti’nin özel statüsünü, özellikle de BM kararlarında belirtildiği üzere kentin ruhani, dini ve kültürel boyutlarının korunma ihtiyacını göz önünde bulundurarak,

Kudüs’ün nihai statüsüne BM kararları çerçevesinde yürütülecek müzakereler sonucunda karar verilmesi gerektiğini vurgulayarak,

Kutsal Kudüs Kenti’nin statüsünü, karakterini veya demografik yapısını değiştirme niyetindeki kararların yasal bir etkisi olmadığını, geçersiz olduğunu ve Güvenlik Konseyi’nin kararları doğrultusunda iptal edilmesi gerektiğini tekrar tasdik ederek,

Tüm devletleri BMGK’nın 478 sayılı kararı uyarınca Kudüs’te diplomatik misyon kurmaktan kaçınmaya davet eder;

Tüm devletlerin BMGK’nın Kutsal Kudüs Kenti kararlarına uygun hareket etmesini ve bu kararlara aykırı bir eylem veya önlemi tanımamasını talep eder;

Sahada iki devletli çözümü tehlikeye atan negatif trendlerin geri çevrilmesi ile vakit kaybetmeden, Orta Doğu’da Birleşmiş Milletler kararları ve toprak hakkı da dahil olmak üzere Madrid şartnamesini, Arap Barış İnisiyatifi’ni ve Orta Doğu Dörtlüsü Yol Haritası’nı temel alan kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa ulaşmayı hedefleyen uluslararası ve bölgesel çabaların hızlandırılmasına yönelik çağrısını tekrar eder;

Onuncu acil özel oturumu geçici olarak sonlandırmaya ve Genel Kurul Başkanı’na üye devletlerin talebi doğrultusunda oturumu devam ettirme yetkisi verme kararı alır.”

Kamuoyunu doğru bilgilendirmek bizim vazifemiz, kayıtlara doğrular geçsin de sonra birileri yine kandırıldık demesin.

Ama ben size çok daha vahim bir durumdan söz etmek isterim.

Bu bahse konu karar Genel Kurul’dan geçtiği sıralarda Türkiye’nin yakında Filistin’e Büyükelçi tayin edeceği iddia ediliyordu. Doğruları bilmekte fayda var, Doğu Kudüs’te bir Başkonsolosluğumuz vardır. Orada Büyükelçi unvanlı diplomatımız görev yapmaktaydı. Görevi de Filistin nezdinde ülkemizi temsil etmekti. Ancak diplomatımız 6 aydır Kudüs’te değil. İsrail’de Tel Aviv’de Büyükelçi bulunduramadığımız için Kudüs’teki Başkonsolosumuzu da görevine gönderemiyoruz. Sonuçta ne oluyor? Filistin nezdinde de temsil imkanlarından kendi kendimizi mahrum ediyoruz.

Öfke ile kalkan zararla oturur Sayın Milletvekilleri. Aklımıza geldikçe o ülkeden bu ülkeden Büyükelçimizi geri çekersek sonucu dış politika zaafiyetine yol açar. İşte bugün Tek Adam dış politikasının ülkeyi getirdiği durum, bu zaafiyettir ve çok önemsenen Orta Doğu politikasında dahi gedikler açılmış olmasıdır.

Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri,

Suriye Devlet Başkanı’nın isminin her telaffuzunun değişmesinde Suriye politikamız da değişiyor. 10 ay önce, kayıtlara göre, Erdoğan “Hâla Esed’le bir araya gelelim diyen zavallılar var yav 1 milyon vatandaşını öldüren bir katille neyi düzelteceksiniz” demişti.

Aralık 2018’de, Esed’in adı yeniden Esat olmuş ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Esad ile birlikte çalışmayı düşünebiliriz” diyor.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye bir söz vardır. Galiba bu sözün en iyi oturduğu örnek Türkiye’nin değişen Suriye politikaları oluyor.

Teşekkür ederim.’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: